Sonraki başlık »
« Önceki başlık

Bu forum kilitlenmiştir; yeni bir başlık açamazsınız, cevap göndermez, mesajları değiştiremezsinizBu başlık kilitlenmiştir; cevap yazamaz, mesajları değiştiremezsiniz  
Yazar Mesaj
kaan_45
-=Forum Tazesi=-
-=Forum Tazesi=-



Kayıt: 18.07.2007
Mesajlar: 43

blank.gif
MesajTarih: Çar Ağu 29, 2007 18:47  Mesaj konusu:  Küçük İskender Alıntıyla Cevap GönderSayfa SonuBaşa dön

Image


bir kaç şiiri :



BİR MARTIYI
AĞLATTIN SEN

bir martıyı ağlattın işte
bir çocuk garanti intihar eder artık
kütür kütür küfrediyor gece imanıma
bir yaprak kırılıp suya düşüyor
su yaralanıyor su kanıyor şelale!

ah nasıl titredim tensiz
bir piyanist büküldü sanki kesişen ayrışık doğrular gibi
çarpışıverdim yüzünle. Yüzün
öyle düzgün suna bir elyazısı
yüzün yüzüme aksedince
yüzün ayna alnımda
yüzün uzun hüzünlü bir alınyazısı!

bitmemiş bir ömrün yalanısın
sen: kabuslarımın tabiri
çocukluğumun arta kalanısın!
öldüreceğim kendimi dudaklarınla
dudakların etle, şehvetle seferber
sen! bana inen son kutsal kitap
son fakir yatır
son aciz peygamber! bir martıyı ağlattın işte
bir çocuk garanti intihar eder artık




DE GÜLÜM

de gülüm! De ki: ela birgünde geleceğim
istanbul darmadağın olacak, saçlarım
darmadağın. Hepsi, darmadağın!
üzülme gülüm! Toparlanacağız, birlikte,
ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm
hem de çelikten toprağını dele dele hayatın!

de gülüm! De ki: bitmiştir umut, bitmiştir
sevgi, bitmiştir güven!
güven bana gülüm!
sana bitmemişliği öğretecek, tattıracaktır
hasretten - hakikatten- ten değiştiren yüzüm!

göreceksin gülüm! Bekle!
hırslarımız, acılarımız gitgide ihanetlere
hainlere, ezilmelere alışacak...
göreceksin � sevinçten ağlayacaksın gülüm - ki
işte o vakit bana � doğrudur! -
şair olmak, seni sevmek pek çok yakışacak!

bak! şiirler var, mektuplar var, çocuklar var
sokaklar var, kediler!
inan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize!
ölüm inananlar için sessizce
kara kaplı kitaplardan çıkartılacak...
göreceksin gülüm! bekle, göreceksin!
Artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz
Bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak





SON SEN

şiddetle ihtiyacım var beni öpmene
dudakların dudaklarımı hacize gelsin
dokun! dokun! dokun etime,
etimle süslensin ardıç gözlerin
akşam olup da delikanlılar siyah giydiler mi
(dışavurumcu zifir ve seni seviyorum)
turuncu soyundu mu orospu karılar ve dönmeler
bir şelale çalarım en yakın vitrin camını kırıp
ceplerimde bahar şiirleri ve ilkokul öğretmenleri
en güzel sesleri çizip anahtarımın kenarıyla
ağlarım! ağlarım ulan sana ne, sen
soyun - mumları söndür - yatağına uzan!
süte aşkı üfle!(*)

bıyıklarımı kestim, kravatımı taktım, suyumu içtim
gittim (**)
gidiyorum (***)


(*) sevda kafiyeleri arasındaki kıvamlı stoplazmik
uzantılar değil miydi saçlarını kızartıp da seni
gövdeni boşaltıp çekip uzaklaşmaya mecbur eden çekiç
uğultusu ve kıl buketleri - ki benim şahmerdanım
senin çocuk karanlığında yaşlı bir alice'di ve harikalar
diyarında iskambil adamlara poker borcum, sen, nasıl,
fakat
(**) yağmur kadardın, prezervatiflerimizden kan emdi
mesut yaşayan meşhur yalnızlar ve meddah kronolojiler.
Ağzında kanarya lekesi.
(***) muradım yanıyor. Sen oyna hayatımı ey Robert De
Niro. Sen söyle şarkımı ey hüzün: Newyork! Newyork!






ÖLÜMÜ DE KUSACAĞIM

çınar ağaçları ölüm orucunda
hasarat ayaklarımla geldim geceye
bu şehir şimdilik şurda unutulsun
uzun bir bıçak vardı ya avucumda
kendi kendini kanatırdı sessizce

sevdiğim adamın adı: sokak adları
sokak atları ve sokaksız yalnızlığım
içimde tuzlu bir mağma taşırmışcasına
yüzüme geldim yüzümde kuru çam yaprakları
çamlar dediysem inanmanız da gerekmez
pencerelerden sarkıtılan
kaçık erkek çorapları... aaah! ölüm!
zulmettikçe hicvedeceğim seni
içeceğim anasını satayım
kusacağım da! her yere bakan gözlerimle...
tut elimden istanbul!
tut elimden pis orospu!
tut ki elim sana bir mektup gibi kanasın
tut ki elim bir an olsun sıcak
bir an olsun bir sübyan ağlayışı gibi
imzasız kalsın!




bir kaç düz yazısı:


Unuttum sana yazdığım mektubun altına adımı yazmayı: Belki hatırlarsın beni, senin çok eski bir dudağınım öptüğün.

Damlayan bir musluğum geceye: Şıp şıp şıp! Belki hatırlarsın beni, hani gücün yetiyorsa kendini hüzne alıştırıp, şu an okuduğun bu sayfaya o hiçbir şeye yaramayan yüreğinle göğüs gerip, içine çeke çeke, hatta biraz da umursamamaya çalışarak, hadi canım sende, geçmişte kalan bir sevgiye insan zulüm diyebilir mi, en kötü ihtimal beni öldürmeye hazırdır ya da intikamla kıskançlık kenetlenmiştir ve zamanı aldattığım bir puştun edası da kalmamıştır bahanesiyle, yüzüme baka baka ters ilişkiye girdiğin muhakebe kabiliyetinle, kenarından özenle yırtıp açtığın zarftaki olası gönderen adresine yönelip beni tanımaya başlarsın. Bir mektup, hafızayı tahakküm altına alamaz ki; bir mektup, serzenişten öteye öte bir şey değilse gerçekte: Yırtılmalıdır. Yırtılmazsa buruşturulmalıdır. Buruşturulmazsa yakılmalıdır. Yakılmazsa atılmalıdır. Mektup, lüzumsuzdur çünkü. Sözün, yolun, silahın olduğu yerde mektup yazmak, günahtır. Mektup yazmak, ilahi ahengi bozan ferdi ahenktir. Seni özlemek büyük külfet piç kurusu! Kes çükünü ve masanın üstüne koy! Otur karşına ve düşün: Artık neyim ben; neyim kaldı beni ben yapan?! Sen baştanaşağı bir kamışsın sadece. BİR KAMIŞ! Sende zerre kadar hayat kalmamış!

Unuttum sana yazdığım mektubun altına adımı yazmayı: Belki hatırlarsın beni, senin çok eski bir casusunum aldattığın.

Kaçan bir elektriğim; haylaz, inatçı bir âşık. Belki hatırlarsın beni, hani saklıyorsan hâlâ resimleri; cismim yetiyorsa kanıtlamaya kusuru, aklım şaşırtıyorsa bedeninin azametini, teklifim geçerliyse ve romantizm lök gibi oturmuşsa gündemine, hangi varlığımı yok sayabilirsin ki?! Katoliksin sen. Bütün eşrafınla katolik ve müptela. Eziyet müptelası, hürriyet düşmanı ve karanfilsin. Sen baştanaşağı bir kamışsın sadece. BİR KAMIŞ! Sende zerre kadar hata kalmamış!

Unuttum sana yazdığım mektubun altına adımı yazmayı: Belki hatırlarsın beni, senin çok eski bir çocuk hastalığınım kırk derece ateşte yattığın.

Sağlıksız aşk koşullarında bir tavsiyeyim: Benimle sevişebilmek için yeşil reçeten olmalı. Çünkü her temasım yasadışı, çünkü her fantezim septik. Losers kuşağında çıkmış bir WW3, Dark Side of The Moon albümünde atlanmış bir şarkıyım. Siyah beyaz çekilen filmlerde bordo çıkmayı ilke edinmiş, sistemin sunduğu nimetlerden yalnızca fastfood dükkânlarının tuvaletlerini kullanma hakkını değerlendiren yüzünü batıya, kıçını doğuya dönmüş bir ejdarhayım topu topu.

İsteksizim; yeteneklerimin doğrultusunda zararlı, zaaflarım çerçevesinde insiyatif sahibi ve muktedir olduğum kudret açısından kötüyüm. Hepsi bu! Senin yalnızca KAMIŞ olmana karşılık gelen GARİP ÇUKUR�um: Karanlığı vazife edinmiş, uzun ve ıssız bir çukur. Larvalarla donatılmış, içine akan suların kokusunu arşivleyen bir çukur.

Sonra salyaları dilenen, akvaryumunda spermler biriktiren, burjuvazi bozması sırtlanlara dönüşmüşüz: Öyle diyorlar. Derinliğini yitiren bir mağaradayım. Karanlığını, ilkelliğini vahşice kaybeden bir mağarada tek başınayım. Sualsiz çıkmayı planlarken prensesin önüne, önümü bir prens kesiyor ve diyor ki, sen total anestezi uzmanıydın hani?! Herkesi uyuşturan bir yanın olacaktı ve uyuşturduğunla sağladığın uyum, gerçek kesirleri, doğru açıları, denklemin iki değil üç yanı olduğunu gösterecekti?! Spekülasyona uyum sağladın, ortamdaki alt-kültür emisyon hacmini büyüttün?! Boşversene sen, ben sadece yürüdüm ve bir bar buldum yine içecek. Tuvaletlerinde tuvalet kâğıdı yerine çaldıkları bayrakları kullanan insanların arasında bir nebze olsun akıllı davranmaya çalıştım. KAMIŞ olmayı ihanet saydım kısaca. KAMIŞlarıyla çoğalan ideolojileri şırıngayla damarlarına, radarlarına vuran nesli eğitmeye, onları belli bir maarife oturtmaya çabaladım. Gerisi mefisto!

Sen git bana şurdan biraz petrol çıkart! Jack London çıkart! Se7en�e eklenecek taptaze bir 8 gibi!

İlkel koşullarda üretilmiş bir maşuksun topu topu; Dark City�ye doğmayı planlayan bir güneş olsan da benzin kaçıran ve havaya uçmasına az bir zaman kalmış bisikletsin. Bir KAMIŞ! Alelade bir serzenişsin bu âlemde: Avazın çıktığı kadar yalnızsın aslında. Avazın çıktığı kadar alkole batır gövdeni; yine de kurtulamazsın temennimden: Sen benim kucağımda vereceksin son nefesini ve ben alıp o son nefesi bir kavanoza koyacağım; nesiller boyu sergileyeceğim o aşksızlık, ihanet, vicdansızlık kokan nefesini.

Sen küfürsün. Ben bu küfrü etmeyi reddediyorum. Seni sana ediyorum. Seni sana bir hançer gibi tam da adresinde, o dolaylarda saplarken parmakizim kalsın istiyorum. Yüzünde parmakizim kalsın.

İster bir gözyaşı olarak taşı onu, ister müstehzi bir ifade diye. Kalsın. Yüzünde parmakizim kalsın.

Bu izle git bana şurdan biraz mazi çıkart! Kulvar çıkart! Cobain çıkart! Se7en�e eklenecek taptaze bir 8 gibi!





bayadır takip ettiğim ender kişiliklerden 2006 melih cevdet anday şiir ödülünü aldı kimliğini saklamadıgı ıcınde cesur olarak bilinir..kan revan içinde kanamaz dediğim yerlerim der kanatır butun ınsanların ıcıne onu sevenleırn ıcını sız neler dusunuonuz koydugum sıır ve yazıları okuduktan sonra


  Offlinekaan_45 kişisel galerisiKullanıcı bilgilerini gösterKişisel mesaj gönder
cruz_quebrada
-=Forum Tazesi=-
-=Forum Tazesi=-


Age: 22
Kayıt: 24.05.2008
Mesajlar: 1
Şehir: adana
armenia.gif
MesajTarih: Cmt May 24, 2008 17:31  Mesaj konusu:  (Başlık yok) Alıntıyla Cevap GönderSayfa SonuBaşa dön

Arabadaydık.

-"Tabiatın güzelliğine bak!" dedim.
-"Ağaçlardan hiçbir şey göremiyorum!" dedi


Yay  Offlinecruz_quebrada kişisel galerisiKullanıcı bilgilerini gösterKişisel mesaj gönder
VaLequentiLL
-=Gelişen Üye=-
-=Gelişen Üye=-



Kayıt: 25.04.2008
Mesajlar: 99
Şehir: Sundsvall
sweden.gif
MesajTarih: Cmt May 24, 2008 19:10  Mesaj konusu:  (Başlık yok) Alıntıyla Cevap GönderSayfa SonuBaşa dön

yazılarını ve şiirlerini çok beğendiğim bir isim. bir kaç yazı ve şiir de benden olsun...:


bir sonbahar casusu

üstü kapalı kalple belgelendi ruh


bir atın gözyaşında sabahlar zehir;
şehzadenin cibinliğindeki suare kanama,
sarayda bir leylak örümcek öldürdü ferman.

seslenişleriydi dünyanın son tahta aynası;
doğrudan yüzüne çıkıldı gecenin,
ve berduş bir bıçaktan feyz aldı zulüm,
açtım attım göğsümü dar suyun ilk kavmine,
dizginlerime asıldı su
su, mahmuz vurdu celbime;

şehzadeyle çınarı sevişir bulur mu ölüm
uzayın gömüldüğü peygamber yangınlarında..
kendi gölgesini dansa kaldıran bir sonbahardı
çakmak çakmak yağmura dudak büken bir orkide
ıslak kente at üstünde giren meşhur bir orospu
tek hançer darbesiyle alaşağı edilebilecek
bir gökyüzü gibi bir sonbahar..
sonbahar, suçsuzluğumuzdan sorumluydu!

sararmış bir yaprağı makyaj aynasıymışcasına
elinde tutan o aşk,
serin rüzgârı far niyetine çalakalem
gözkapaklarına hoyratça vuran o aşk,
evet o aşk,
sonbaharın şakaklarına bir tabanca gibi
henüz dayanmamıştı!
hüsnüyusuflar, tül perdeler, chopin ve romans
kurukafalar, motorsikletler ve cam kasklar
adresler, telefon numaraları ve ölümüne yeminler
ölümüne atlar, ölümüne orospular ve ölümüne sonbahar
avuçlarımıza bırakılmış iskambil evler gibi
henüz yanmamıştı!
çocuktuk! gülün gözünde hâlâ çocuktuk!
yorgunduk! çağlayanlardan yukarı yüzen bir kuş
bulutların dekorasyonuyla ilgilenen bir tanrı
savaş meydanında karşı karşıya gelen kılıçlar
çığlıklar, haykırışlar, tomurcuklar
gibi yalnız, hür ve çocuktuk!
çocuk olmak, henüz yasaklanmamıştı!

aşağı sarkıp seyrettiğimiz yeryüzü
masum bakışlarımızdaki emekli gladyatörler
çoğalamadan incindiğimiz
isyan edemeden içimize kapandığımız
bir sardunyanın tırmandığı evi dövmesi gibi
yeşilin içinde maviyle sarının tartışması gibi
yokolan bir lisandan bize kalan o tek kelime: Aşk!
evet o aşk,
sonbaharın şakaklarına bir tabanca gibi
henüz dayanmamıştı!
Tabancanın soğuk nefesindeki o büyük korku
o büyük korkuyu halkın gözlerine mermi gibi süren aldatmaca
tarihin hiçbir zamanında böylesi uzun yaşanmamıştı!

Peki, şimdi senden bana kalanı nasıl taşırım
ölü bir askeri taşıyan bir başka ölü asker gibi!
Gecenin bacaklarını omzuma atıp
gecenin apışarasında karanlığın aklını .iker gibi!
Yok! Yok! Yok! Bu kadar korunmasızken ben
bu kadar delirmişken ben
bu kadar isyan edip ağlamayı
ağlamayı gülmenin çekirdeğinde kemiklerinden sıyırırken
Yok! Yok! Yok! Hakkın yok beni böyle bir delirmenin orta yerinde
mimarsız ve doktorsuz bırakmaya!
Aldatma mayanı, aldatma geldiğin uzay parçasından aklında kalanı!
İnsana doğru kaymaz hiçbir yıldız
İnsana doğru yükselmez hiçbir dağ
Bunların hepsi tanrının, çocukları peygamberleri kandırma yalanı!

Sopsoğuk bir kıştım ben, evet, somsoğuk bir kış!
Bir sonbahar casusu gibi girdin dudaklarımın arasındaki anlama!
Yaz oldum sana bütün soğukluğumla
Bütün damarlarımla sarıldım sana ve senden bana kalabilecek bütün tortuya

Beni sevmeye çalış! Benden sınıf geç! Benden kurtul mezun ol!
Mezun ol ama
Beni lütfen anlama!

Çünkü ne dağım sevginin doğal düzgünlüğünde
ne de yıldızım senin aklında aşktan aldığı yapay ışıkla parıldayan!

Beni bir halk öpüyorsa âşığım
Beni bir devrim kucaklıyorsa sadığım sevdalıya!



yaz-eylül 2000

***********************

Huzun Marsi

biliyorum, susacaksın bir kedi gecesi ellerin mum ve silah
içinde, biliyorum, henüz tamamlanmamış bir inanç kolajı
kudretli fikirlerdir vicdanlı aşklardır çok söylenegelmiş
susacaksın, biliyorum, bu cevizsandıkağız asırlara kapalı.

bu cevizsandıkağız hangi dudakların hatmini indirecekti
bu cevizsandıkağız hangi tabutlara akran, hangi kabzalara erkete
biliyorum, yaşlanacaksın bir kedi gecesi ansızın mumsuz, silahsız
susacaksın, biliyorum, bu soygun hiçbir kenti kurtarmaz!

bu soygun hangi yanlış yalnızlıkların ruhuna gönderildi
bu soygun hangi dinlerin ibadet şekli ve son serüveni
biliyorum, öldürüleceksin bir kedi gecesi tek kurşun ve tek sıkımla
öleceksin, biliyorum, bu ihbar artık hiçbir aşkı kurtarmaz!

bu aşklar yüzünden kaçırılıp öldürülmedi mi sanki kimi çocuklar
bu aşklar yüzünden sarsılmadı mı dört düvelinden cihan ve tarih
biliyorum, sen de öğreneceksin bir kedi gecesi 'teslim ol' çağrısında
öleceksin, biliyorum, artık bu devrim hiçbir ölüyü yaşatmaz!

bu endişe, bu tedirginlikle terfi ederken hayatlarımızın hep bir tarafı
kasvetli arkadaş evlerinde beraberce mırıldanıldı o son hüzün marşı
biliyorum, sen de ezberleyeceksin bir kedi gecesi satır satır kazanmayı
kazanacaksın, biliyorum, artık hiçbir halk bizi boşu boşuna yaşatmaz!


haziran 2000

***********************

Kanli Masal

aklım, haklıyım, et firarını!

ovdun ve okşadın beni
çıktı içimdeki cin;
ondan ölümümü diledin.

mayıstı.

seni o yüzden bağışladım!
ben en çok mayısta su içerim
derinim balık kaynar derinim kanımı kaynar
ben en çok mayısta öne eğerim başımı
içimden felçli bir göçebe gökyüzüne bakar.

avuçlarımda yaralı kelebek taşımayı
mayısta öğrenmiştim;
ve teraslarda bach dinlemek en çok mayısa yakışırdı
ve kim bilir
mayıs artık en çok senin tanrılarına yakışır
tiril tiril bembeyaz bir giysiyle
rüzgârda ayakların çıplak
öyle başın öne eğik yıllarca o boş terasta durmak

kartpostallardan tanıdığın bir şehri düşünmek gibi
bir yaraya kabuk olmayı kabullenmek gibi
eksik, yarım, farkına varmaktan kaçınılan
tam
tam yaza girecekken
yazın omzuna yüzünü dayayacakken
çekip giden
ayaklarının altından o son sığınak terası da
acılarının veliahtı bach'ı da çekip
gitmiştir işte, yalnızca gitmiştir
yani.. anlıyor musun.. mayıstı..

seni o yüzden bağışladım!

bir sesim vardı gölgenden ikmale kalan
biliyorum, büyük çocukluktu birbirimizi sevmemiz
cesaret işiydi, delikanlıcaydı,
bu korkunç sevgide
yanlışlarımızı yeniden keşfedişimiz
el deymemiş yalnızlıklara kalkışmamız
yalnızlıklarımızı değiş tokuş etmemiz

bu evcilik oyununda bile duldum
hatırla
sana dizlerimi
sana tabi bileklerimi ve topuklarımı sundum;
çevirdikçe bedenini ruhunun radyo dalgalarında
cazdı, bluesdu, klasik kemandı, klasik aştı
boktu püsurdu
hatırla, senin gözlerin çokulusluydu
senin gözlerin ham kadınsızdı
çamurdandı
ağzımda getirdiğim karsuyunu
kalbine kaçırdım! ovdun ve okşadın beni
çıktı içimdeki cin
yatağa döküldü
yatağıma döküldün
yatağına döküldüm
ve ben bu sonsuz savruluşta
o gece
bütün eski sevgililerimden ince ince söküldüm!

senin oldum!

ihanetinle pislenen küçük dolaşımımdaki kanla
karalar çekerek ölümsüz kirpikdiplerine senin
senin mahşer atlısı dudaklarına
en çok da dudaklarına sokuldum!
üşüyordum,
üstüme doğru çekip o kedi dudaklarını
bir tay sığınırmışcasına anasına
bana ölünle uyudum! anlıyor musun.. işitiyor musun..
cesedine yeni baştan hayat verebilmek için
ihtiyarladım.. ihtiyarladım..
ben zaten kendimi aşklarda
hep kalkışılınmış müthiş intiharlarla yaraladım!
koştum sürekli
bir hüzünden bir tersliğe dokunarak koştum

bazı sevdalarda hafızasını kaybeder ya insan
telaşlanır, ağlar
babasını sorar çevresindekilere
öldüğünü bildiği halde
adını unutur, yolunu kaybeder oturduğu evin
bir titreme gelir yerleşir ya ortasına mayısın
bir dikilir bir çöker ya
kalbine secde eden intikam
tam
tam yaza girecekken
yaza bir ekmek bıçağı tutuşturacakken
sapı plastik kötü bir ekmek bıçağı
-geri döner.. döner değil mi.. diye
birkaç kırık sözcük.. buruşuk..
-öldürürüm o zaman, kurtulurum.. deyip sustuğun
-kaçarım sonra, kimse sormaz.. deyip yığıldığın
nisandan hazirana doğru bir su kayakçısı
gibi süzülürken mayıs, ah bach!

ah benim bir kangurunun cebine yerleştirdiği yavrum!
talanım! artanım! eksik kalanım! yarım kalanım!

nasıl yedirirdim ihanetini kendime
o dev hisle sen mayıstın ben mayıstım
herşey ama herşey elele mayıstı
seni o yüzden bağışladım!

uzanıp topraktan çıkarttın beni
tozumu sildin, hohladın, parlattın
ovdun ve okşadın beni
çıktı içimdeki cin;
ondan
-gidecektin, mecburdun, hepsi gibi-
affını diledin.

mayıstı. mecburdum.
seni o yüzden bağışladım!


 Gender:Male OfflineVaLequentiLL kişisel galerisiKullanıcı bilgilerini gösterKişisel mesaj gönder
VaLequentiLL
-=Gelişen Üye=-
-=Gelişen Üye=-



Kayıt: 25.04.2008
Mesajlar: 99
Şehir: Sundsvall
sweden.gif
MesajTarih: Cmt May 24, 2008 19:13  Mesaj konusu:  (Başlık yok) Alıntıyla Cevap GönderSayfa SonuBaşa dön

Crime of the Century

İnsan telefon defterini temize çekerken bazı isimleri eski defterinde bırakır. Onlar artık bir daha asla aranmayacaktır. Garip bir hüznü barındıran bu silik isimlere bakılır bakılır. Kimi okuldan sınıf arkadaşınızdır, kimi çok çabuk unutuverdiğiniz bir sevgili, kimi bir kafede aylarca herşeyi ama herşeyi paylaştığınız birisi; ya da istifa ettiğiniz bir yerden bir iş arkadaşınız! Soyadları sorulmamış bir sürü hatırlanmayan isim de vardır defterde; ve şüphesiz üstünde isim olmayan telefon numaraları; korkunç bir operasyonla onlarca hayat, onlarca güzellik bir çırpıda ortadan kaldırılır.

İnsan telefon defterini temize çekerken bazı isimler üzerinde durur. Onca zaman sonra bir kez arasanız, sesini duysanız.. ona edebilecek bir çift sözünüz yoktur! Birlikte gittiğiniz filmler, meyhaneler, evler birbirinizi yıllar sonra özlemenizi sağlayacak sevgiyi aşılamamıştır size. Yalnızca bir isimdir şimdi o. Herhangi bir isim. Hatta gözgöze geldiğinizde içinizi nedensiz daraltan bir isim. Temize çekerken atlarsınız hemen. Derhal çevirirsiniz sayfayı telaşla, alelacele. Ohh! İsim, geçmişte kalmıştır.

İnsan telefon defterini temize çekerken hayatını da sorgular! Hangisi ihanet etmiştir; hangisi yalvarmıştır bırakmamanız için; hangisinin bir süre sonra arkanızdan konuştuğunu duymuşsunuzdur; hangisi sizi en güzel öpmüştür; hangisi rüyalarınıza girmiştir; hangisinin ayakparmakları ilginizi çekmiştir; hangisinin burnundaki kıllar sizi aşırı rahatsız etmiştir; hangisine hediye alırken zorlanmışsınızdır; hangisiyle en hararetli tartışmalara girip kavga etmişsinizdir; hangisinin eşine siz de büyük bir aşk duyup bunu acıyla gizlemişsinizdir; hangisi için sabahlara kadar içip içip ağlamışsınızdır?!. İnsan telefon defterini temize çekerken hayatını da sorgular. Doğrular, yanlışlar, hatalar, tutkular! Birlikte Edip Cansever okuduğunuz o insanlar, solmuşlardır.

İnsan telefon defterini temize çekerken yalnızlığını da kanıtlar! Bütün bu insanlar şimdi nerede, ne yapmaktadırlar?! Saat elbette dört'tür! Paradoks, labirent, koni, tüm bilimsel ifadeler ve mentalite tersine dönmüştür. Ters dönmüşsünüzdür. Bu tekbaşınalık ve bu isim katliamı aslında size ters gelir... Çalan telefona bakarsınız. Acaba? Acaba telefon defterini temize çeken bir arkadaşınızın herşeyi son anda kurtarma çabası mıdır?! Bir iki kırık sözcük, yarım yamalak bir buluşma teklifi, belki... Bilemezsiniz. Lütfen. Ama lütfen. Telefon defterlerinizi kaybetmeyiniz!

*************************

Yer cekimsiz ortamda sizofreni

Olağan bir gündü. Sabah erken kalkıp avuçlarımı kestim. Kan pıhtılaştıktan sonra bahçeye çıkıp bir süre gökyüzünü seyrettim telaşla. Gaz hareketi sürüyordu. Hava çizgifilm tadındaydı. Eve dönüp birkaç arkadaşımı, annemi, babalarımı ve tanışmaya çalıştığım devlet büyüklerini aradım telefonla. Tanrıların heryerleri ağrıyor. Kimse bana sırlarını anlatmıyor. Kurduğum ilişkilerde leke bırakamıyorum. Şömineye ceset saklayabilecek kadar zengin de değilim. Neoklasik gözlerimle postmodern dudaklarım uyum içersinde aslında. Yalnızlıkla aramızdaki ezeli rekabetten ucuz espri anlayışımla yine ben galip ayrılacağım. İstanbul'da orospu olmak büyük avantaj: Arasokaklara doğru kalp çarpıntılarınız artıyor. Yasallığın kaybolduğu noktalarda insan, vücudunu özlüyor, etini özlüyor. Söyleyecek sözüm yok. Yeni bir sevdaya tutulana kadar yerçekimsiz ortamda şizofreni dersleri alacağım.

Bendeki görüntülerle genç kızların penisleri büyüyor. Rakıya eğilmiş oğlan çocukları, kaliteli sarhoşluk hayalleri görürken, siyahını borç istediğim gecenin saçlarındaki çıplaklık fazlasıyla frapan. Tedirgin bitkiler, güçlü hayvanların arkasına saklanmış. Nerede olduklarını sanıyordum?! Patronsuzdum. Bir miktar alkol ruhumdaki teröristleri sakinleştirebilirdi. Evet, hemen içmeliydim. Salaklığıma tesir edebilecek cinayetlere karışmalıydım. Olağan bir gündü. Sabah erken kalkıp avuçlarımı kestim.

******************************

Pessimist

-"Yüzünün yarısını bana vereceksin!"
Yüzümün bir yarısı intihar eden sevgilimin peşinden gitti. Öte yarısı film artisti olmak için evden kaçtı.

-"Ellerinden biri benim olsun!"
Ellerimden biri en büyük aşkımın saçları arasında kayboldu. Ötekisi hapse girdi.

-"Çocukluğunun en güzel günlerini bana armağan et!"
Çocukluğumun en güzel günlerinden bazılarını kurtlar yedi. Geri kalan kısmını ise çocuk esirgeme kurumuna bağışladım.

-"Umutlarının aynısından bana da ısmarla!"
Umutlarımın bir kısmından hüznüme şahane bir sos hazırladım. Arta kalan kısmını evlatlıktan reddettim.

-"Hiç kimsenin bilmediği yerlere gidelim!"
Hiç kimsenin bilmediği yerlerin bir bölümü düşler altında kaldı. Diğer bölümlerin inşası sürmekte.

-"Herşeyini bana anlat!"
Herşeyimin bir parçasından trajedi imal ettiler. Boşta kalanlarını da sucuk yaptılar.

-"Kalbinin temizliği için gündelikçi olabilirim!"
Kalbimin temizliğinin bir katıyla uzayın sonsuzluğu ilgileniyor. Öte katlarında zaten belalı yalnızlıklar yaşamakta.

-"Hiç ayrılmayalım!"
Ayrılıkların çoğunluğu ruhun iklim şartlarından: Sen karasalsın, ben ılıman. Ayrılıkların azınlığı bitki örtüsünden: Sende kaktüsler var, bende plastik vazo çiçekleri.

-"Saçmalıyorsun artık!"
Saçmalıklarımdan kimisini hayattan aldım. Kimisini alkol sanıp içtim.

Sen iyisi mi üstüne basacağın bir mayın bul ve beni unut!

************************

Tarih tekerrur etmez bunu hangi manyak soyledi??

Karanlık bir kutu bu. İnsanın karakutusu kurukafasıdır diyen uzak arkadaşımın, ayaklarını sallaya sallaya oturduğu duvarın üstünden üzerime kağıttan uçaklar attığı gece! Onun havaalanı olduğum saatlere yargısız sadakatlerin çöküşü! Kur yapan bir karınca yuvası vardı gözbebeklerinde!
Hüznün çiçeği pek yakışır sevgilinin ağzına! Hafif hafif ısırır! Kıpkırmızı bir elbise giymiştir ve sonsuza kadar da çıkartmayacaktır onu. Bir savaşa gidiyordur; öldürecektir! Barış yanlısı olamayacak kadar talihsizdir!
Kemanla piyanonun gücünü gözler önüne seren nefis bir melodi olarak hatırlanacaksın sen çocuk! Düştüğün adada, sahilde yaktığın ateş gibi parlayacak göğsüm sen beni yaşattıkça!
Bileğimi kestim / bileğini kestin: ordan çektiğimiz iki damarı bağladık birbirine. Artık büyük dolaşım'ın adı, SEVDA'dır! İçimde hissederken kanını, bu şehrin daraldığını / aşağılara doğru genişlemek istediğini düşünüyorum. Kanın beni üşütüyor. Sen sakın menenjit olma, e mi?!
'Hiçbir şeyi unutma! Ben unutmayacağım!.' diye fısıldamıştın kulağıma otobüse binerken. Arkanda seni seven adam duruyordu. Bakışlarımı kaçırmıştım. Bakışlarımı kaçırıp yüzümden fidye istemiştim. Şimdi aynı bardaktan su içemiyoruz! Ben bunu biliyorum, su biliyor, bardak biliyor; bir sen bilmiyorsun! Seyahat acentaları önünde ayrılan, orda kavuşan, orda bir tutkuya büyümesi için izin veren insanlardan bizi ayıran nedir ki.. Ayrılığı dört tekerleğin yönüne bindiren mi suçludur, o dört tekerleğe bir beşinci tekerlek olarak eklenen mi?! Ansiklopediler açıklayamıyor bunu!
Dallı budaklı bir bedende, teras katındayız! Bütün görüp görebileceğimiz: HAYAT! O yüzden zar tutma, kağıt kurma, taş çalma aşkın peşinde koştururken! Kök salmak, bitkilere has bir özelliktir; sen tek bir yere yerleşemezsin. Geleceksin. Seni ölüme, aykırılığa, başkaldırıya davet eden, ait olduğun, bu soktuğum cehenneme geleceksin. Bir çeşit love story meselesi! Ama cesaret, biraz da büzük meselesi! Sesim duyuluyor mu?! Sesimi işitmeye çalışanların kulakları var mı?!
Gece otobüslerinde cam kenarı masalları. Gece otobüslerinde valizlere, çantalara doldurulup götürülen onca an! Gece otobüslerinin seveni karartan o soluk, sarı ışıkları! Karanlık bir kutu bu. Karanlığı yasallaştıran, karanlığı bir güç gösterisine dönüştüren, aydınlıklarla sınırlı olduğunu kanıtlayan bir kutu bu otobüs! Muavini çağır yanına ve ona de ki: 'ben asla gelmemiştim, asla da dönmüyorum!.'
Zamana arka çıkan kahramanlar, yiğitlikler-trajik çelişkiler ve bir boka yaramayacak hüzünler için yakınlaştık seninle. Yeni yıkanmış bir salkım üzüm gibiydin şarabını saklayan. Ben Ortaçağ Avrupası'nı anlatan uzun metrajlı, biraz yavan, biraz vakit geçirtici bir filmdim; sen ise Nirvana'ya ait şık bir klip! Aşk, ağır iştir: emekli olamazsın, sigortası yoktur, ikramiye alamazsın, yıllık tatil izni verilmez, greve kalkıştın mı yersin sopayı, her dakika lokavt tehlikesiyle burun burunasındır, kaza riski yüksektir, amatörce uğraşılır! Aşk, ağır iştir! Yol boyunca bunları şoföre dayatamazsın. O, uykuya yenilmek üzeredir, sen ise rüyaya!
Yolculuklar neye ulaşma isteğidir?! Bir inkar, bir veda, bir çarpışma, bir yaralanma nedeni midir?! Böyle siktirip gitmek, geride kalanı sahnede zorla Stand Up Tragedia oyuncusu kılmaz mı?! Bu kılınan, farz mıdır?!
Otobüslerin hiç mi vicdanı yoktur?!
Gece otobüslerinde kurduğun hikayeler, walkman'de dinlediğin ezgiler.
Gece otobüslerinin konakladığı tesislerde birkaç lokma atıştırırken kendini farklı bir açlığa ve susuzluğa gömülü bulman. Gece otobüslerinin kırgın, ezik, yılgın yolcuları! Heeey, size diyorum! Otobüsümüz asla mola vermeyecektir ve siz ihtiyaçlarınızı gidermek için bambaşka aşk yolculukları yapmak zorunda kalacaksınız. Bu dediklerim menenjite yol açmaz değil mi?! Sen frengi de olma!
Karanlık bir kutu bu otobüs. Buğuladığın cama birşeyler yazmaya çalışırken sen, hareket ediyor araç. Bakıyoruz ardından. İşte gidiyorsun!
Gidiyorsun işte! Bir kenti terkediyorsun. Belki de sonsuza kadar. Sonsuzluk neyse, ne halta yararsa, sonsuza kadar kadar terkediyorsun belki de. Kaybolan farlara, stop lambalarına şöyle seslenmek geliyor içimden:
'Ben bir silahım! Ama hiçbir silah yaralamaz insanı, bir başka insan olmadan!'

*****************************

Rock Manifesto

Yayınımıza Türkçe sözlü hafif hüzünle devam ediyoruz. Bana mayasıl bulaştır anne! Anne bana uyuşturucu sat! Bana define haritası ısmarla anne! Bana canavar düdüğü kirala! Anne, göbekkordonumu geri ver bana! Bana süt ve regl ısıt! Bana rakı pişir anne! Anne beni ahlaksız yetiştir! Anne bana birkaç hormon ve enzim öner! Bana köpek yarala anne! Anne sen Iron Maiden'a basgitarist ol! Anne sen gerilla eğitimi gör, dağlara çık! Anne sen bir 'Çocukları Kurşuna Dizme Mangası' kur! Anne sen artık büyü ve rahat bırak penisimi! Onunla sperm bankalarından kredi temin edeceğim! Benim yerime askere sen git anne! Sen orospu ol benim yerime! Anne, sen inan benim yerime sosyalizme! Benim yerime sen eşcinsel ol anne! Bana Kuran, İncil, Tevrat, Zebur indir anne! Evlilik cüzdanınızı tuvalet kâğıdı olarak kullanmama izin ver! Erkek sevgilimle evlenirken nikâh memurumuz sen ol anne! Ben bu dünyanın insanlarından sıkıldım, gideceğim, kafesimin kapısını sen aç anne! Bana en güzel oyunları sen sergile, en güzel filmleri sen oynat! Müziğin sesini sen yükselt! Benim yerime onların önünde sen soyun anne! Yataklarına gir, ruhlarından çık, nefeslerinden art anne! Bana yine oyuncaklar getir, mamalar yedir, altımı yine sen değiştir anne!

Yayınımıza Türkçe sözlü hafif hüzünle devam ediyoruz Bana Allah'ın olmadığını sen söyle anne! Anne, bir polis devleti vatandaşı olduğunu yalnızca bana itiraf et! Beni artık eve çağırma pencereden akşamları anne! Ben sokağa nüfuz ettim. Ben sokakça emildim. Beni iktidarın kucağına bırakma; düzüleceksem eğer, beni sen düz anne! Kırıldığım yerde yapıştırmaya kalkma beni! Bir köre bir rengi nasıl anlatamazsan, bana da hakikati anlatamazsın. Uçan kuşun hayatı değişmiştir; senin gibi malumatsız, şevksiz, palyaçosuz yaşayamam. Mantarım içime kaçmışsa ve ben devrilip dökülmeye hazırsam, reklamımı yapma anne! Beni hangi umacıdan döllediğini söylemeye hazırlan! İdrarımı iç anne! Aç karnına canlı hamamböcekleri yut, beni unut, artık yüzümü hatırlama anne! Ölümümü hızlandır, büyümeme engel ol, şiirlerimi okurken osur anne! Hep bir noktayı belirtmeden geçerek konuşmayı terbiyesizlik say! Çok güzel diri taklidi yaptığımı bir sır olarak sakla anne! Bütün hoş delikanlıları bana getir, onların tabanlarını jiletle yavaşça kesip tuz bastıktan sonra ağır ağır yalayacağım anne!

Yayınımıza Türkçe sözlü hafif hüzünle devam ediyoruz. Ben odamda ağlarken sen banyoda kan ile duş al anne! Bana süt ve regl ısıt! Dolunaylarda ulumamdan ürkme lütfen, dostum şeytan'ın arada bir bizde yatıya kalmasına kızma, içerleme onun tuvalette işerken '666 666' diye bağırarak orgazm olmasına. Kıçıma bayrak dövmesi yaptırmış olmama sakın sinirlenme anne! Sen oyun havaları dinleyip göbek at insanlar öldürülürken anne! Silahlarımı temizle, yağla! Sabahlara kadar mastürbasyon yapmamın nedenlerini araştırmaya kalkma anne! Biz yalnızız. Biz yapayalnızız. Bunun çok komik olduğunu biliyorum, ama bunu artık sen de öğren anne! Okumayı sök; sevmek, sevişmek konusunda kendini eğit! Kurumlaşmaya karşı çık, yürüyüşlere katıl, slogan at! Seni de bir binanın bilmemkaçıncı katından aşağı yuvarlayacaklardır nasılsa.

Yayınımıza Türkçe sözlü hafif hüzünle devam ediyoruz. Benimle birlikte intihar et anne!

******************************


Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Örneğin beni dövmene müsaade edeceğim. Bir gözümü de çıkartabilirsin. Yalnız, kemik kırma konusunda kararsızım. Kemiklerim bana lazım

Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Örneğin evi yakabilirsin. Yangın, mahalleye yayılmadan kaçmayı başarabilirsek, sana o istediğin uyduyu alacağım.

Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Örneğin içip içip dağıtabilirsin. Ama kustuğun küvette kusmuğunla yıkanmam için ısrar etmeyeceksin.

Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Örneğin içkine buz yerine eskimo da atabilirsin.

Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Dilediğin kadar bağırarak şarkı da söylebilirsin. Bütün apartmanı silah zoruyla koroya almamak şartıyla.

Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Canının çektiği yemeği de pişirebilirsin bana. Yalvarırım, baharat olarak kepeklerini kullanma!

Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Çılgınlar gibi sevişebiliriz de. Ancak seyretmeleri için aileni çağırmaman koşuluyla. ( Bilet kesmen de cabası! )

Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Gribal enfeksiyonumuz esnasında aynı kâğıt mendili, aynı ilaçları ve aynı doktor tacizini kullanacağız.

Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Ev sahibine kira karşılığında sümük koleksiyonunu, bakkaldaki veresiye karşılığında dolmuş elektrik süpürgesi torbalarını, telefon borcu karşılığında kafaderini, diğer faturalar karşılığında ise istikbalini elden çıkartabilirsin! Benim kirli iç çamaşırı portföyüme dokunma sakın!

Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: İdrar ve kan tahlilleri için, öpüştüğümüz ağızlarımızı kullanacağız. Evimize misafirliğe gelen en yakın arkadaşımı doğrayıp leğen yapmana da kızmayacağım. Ama eski sevgilimi çamaşır makinesinde yıkama fikrine şiddetle karşıyım.

Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Beni hecelerime ayıracaksın.

Sana söz veriyorum, bu gece herşey çok farklı olacak: Maça iyi hazırlandım.

Sana söz veriyorum, bu gece herşey çok farklı olacak: Aşırı pozitifim; bütün her yer A-Rh(+), dekoratif bir renkle şenlenecek. Bıçakları, makasları, törpüleri ve salata kepçelerini bileylettim.

Bugün seninle yıldönümümüz sevgilim! Söktüğüm bir ayak tırnağımı armağan edeceğim sana ve senden alt dudağını kesip, bana armağan etmeni bekleyeceğim. Mutlu yıllar sevgilim!. Az önce kötü vurmuş olabilirim, evet!. Ona kadar sayıyorum şimdi ve kalkmazsan eğer kendime yeni bir sevgili bulmak için gardiyana sesleneceğim:

-"Heey! Görüşme bitti!. Bir geceliğine sevgilim benim yerime delirebilir mi?!"


 Gender:Male OfflineVaLequentiLL kişisel galerisiKullanıcı bilgilerini gösterKişisel mesaj gönder
Mesajları göster:      
Bu forum kilitlenmiştir; yeni bir başlık açamazsınız, cevap göndermez, mesajları değiştiremezsinizBu başlık kilitlenmiştir; cevap yazamaz, mesajları değiştiremezsiniz  

Sonraki başlık »
« Önceki başlık
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu foruma eklenti gönderemezsiniz
Bu forumdan eklenti indiremezsiniz
Rock | Metal | Heavy Metal | Black Metal | Death Metal | Doom Metal
Sesli Chat | Güzel Resimler | Ekonomi | Emre Aydın |
Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.
Copyright © 2007 RockDream.Net

phpBB © 2001-8 phpBB GroupSite Haritası RSS Sitemap