VaLequentiLL
-=Gelişen Üye=-


Kayıt: 25.04.2008
Mesajlar: 99
Şehir: Sundsvall

|
|
"Kinyas ve Kayra", genç yazar Hakan Günday'ın ilk romanı. Topluma ve kendilerine yabancılaşmış iki insanın sıkıntılarının nelere yol açabileceği, yine bu iki karakterin ağzından anlatılıyor romanda. Cinayet, tecavüz, hırsızlık, bu sıkıntının sonuçlarından sadece birkaçı. "Şiddet" olgusu romanın bütününe dağılmış neredeyse. Ancak, belki de nedensizliğinden ötürü, "sakin" bir şiddet söz konusu olan. Kinyas ile Kayra, bir terapi seansındaki ya da içki masasındaki sohbeti taşıyorlar cinayetlere ve kavgalara. "Tespit ederek" ya da "tespit ederken" işliyorlar tüm suçlarını. Bu da kanı sulandırıyor, boya kılığına sokuyor onu. Yasadışının verebileceği tüm heyecan, bu "kanlı" tespitler yüzünden, "insanlıkdışı"nın hissettirdiği boşluk ve hiçlik duygusuna dönüşüyor. Romanda üstünde durulması gereken asıl nokta olaylar değil, karakterler. Kinyas ile Kayra'nın attıkları her adımın, kafalarında gezinen tilkilerin işi olduğu hemen fark ediliyor. Ayak izlerine bakmaktansa, bu tilkilerin neye benzediğini anlamaya çalışmak daha doğru olacak gibi. Zaten bu iki karakter roman boyunca kendileri hakkında yazmayı sürdürerek bu tilkileri açığa çıkarıyorlar.
Romanın bir yerinde yazarın adını taşıyan bir karakterle karşılaşıyoruz. Romanın kurgusunun temelinde, Hakan Günday'ın, Kinyas ve Kayra ile tanışması yatıyor. Bu iki kahramanın yazdıkları elden ele geçip Hakan Günday'a ulaşıyor. Bu durum, postmodern anlatılardaki "kurmaca-oyun" ilişkisini anımsatıyor. Oyunun kurmacayı beslediği ve okuyucuya, "yazılanların tümü uydurma, sakın inanma!" diye haykırdığı anlatıları... Ancak burada "oyun", anlatının kurmacalığını hissettirmekten çok, anlatıyı "gerçekmiş gibi" göstermek için oynanmış. Okuyucuya "Kinyas ile Kayra gerçekten yaşamış" izlenimini vermek ön planda.
"Kinyas ve Kayra" kitabının Om Yayınlarından çıkan ilk baskısının kapağında iki adet balık resmi var; birinin içinde soru işareti, diğerinde ise silah görülüyor. Bu iki balık resmi bana, Emir Kusturica'nın Arizona Dream filminin müziklerinden "The Fish Knows Everything'i anımsattı. Romanı okumayı bitirip şarkıyı bir kez daha dinlediğimde, Kinyas ile Kayra'ya çok uygun sözlerle karşılaştım. Şarkı sözleri şöyle:
Bu bir adamla bir balığın hikâyesi / Adam ölümle yaşam arasında duruyor / Adam düşünüyor / At düşünüyor / Kuzu düşünüyor / İnek düşünüyor / Köpek düşünüyor / Balık düşünmüyor / Balık çamur gibi / İfadesiz / Balık düşünmüyor, çünkü balık her şeyi biliyor / Ölüm arabasının içinde biz canlıyız.
Kinyas ve Kayra "zihinsel ölüm"lerini gerçekleştirebiliyorlar mı? "Adam", unutkan ve düşüncesiz "balığa" dönüşebiliyor mu sonunda? Bu soruların yanıtlarını merak ediyorsanız Hakan Günday'ın romanını okumanız gerekecek. Yalnızca yanıtlar için değil, romanın en önemli bölümü olduğunu düşündüğüm son sayfaya erişmek için de okunmalı "Kinyas ve Kayra". Kitabı elinize alır almaz meraklanıp son sayfaya baksanız da bir şey anlamazsınız. Sondan bir önceki sayfaya gelinceye dek, son sayfa hiçbir şey ifade etmez size. Katil hiç kimse; maktûl ise herkes! "Hiçbir şey yok! Hiçbir şey yok! Hiçbir şey yok"
|
|
|
|
|
|