Sonraki başlık »
« Önceki başlık

Yeni Başlık GönderCevap Gönder  
Yazar Mesaj
PunisheR
-=Gelişen Üye=-
-=Gelişen Üye=-


Age: 23
Kayıt: 06.06.2007
Mesajlar: 81
Şehir: Antalya
turkey.gif
MesajTarih: Cmt Nis 05, 2008 20:06  Mesaj konusu:  Ilgaz Benakay'ın, Gitarist Doğan Canku ile röportajı Alıntıyla Cevap GönderSayfa SonuBaşa dön

Doğan Canku ile .......

Ilgaz Benekay: Müsaadenizle kendisine Doğan diyeceğim, geçmişte çok anılarım var. Sizi biraz geçmiş yıllara götürüp tarihten bahsetmek istiyorum. Hatırlıyorum ki ben sizinle Işık Yavuz sayesinde tanıştım. Ankara Kent Otel'de, Işık şarkı söylüyordu. Arkasında Parla çalıyordu, Parla iyi bir caz gitaristidir. Siz Modern Folk Üçlüsü orada çalıyordunuz ve Nesrin Sipahi de en sonunda Türk Sanat Müziği'nde solist olarak çıkıyordu. O günlerde kaynaştım sizinle.

Çok renkli bir kişiliğiniz var. Her biri ayrı dünya. Örneğin bir konservatuar döneminiz var, müzisyen olarak. Bunun yanında meditasyonla uğraştığınızı biliyorum. İyi bir eş ve iyi bir babasınız aynı zamanda. Pedagojik olarak iyi bir öğretmen olduğunuzu biliyorum. Bütün bunların içinde bizi bugün ilgilendiren Flamenkocu tarafınız. "Ya Ilgaz gel dinle bak dün akşam oturdum Paco Pena'nın Lalola'sını çıkarttım" deyip çaldığınız günler 1970'lerin hemen başıydı. Daha Lalola, Paco Pena ne demek bilmeyen bir kitle varken siz bunları yapardınız. Unutmamak gerekirki Türkiye'ye müziğinizle Modern Folk Üçlüsü'nde ağırlığınızı koydunuz. Bu esnada flamenko nasıl oldu da girdi işin içine?

Doğan Canku: Şimdi konservatuara girmeden önce, 55 – 58 arası dönemde babam Manisa'nın kazası Soma'da memur. Ben de hem ilkokulu okuyorum hem de ormanlarda çocukluğumu yaşıyorum. Bu arada babamdan ilk öğrendiğim keman ve mandolin çalıyorum. Mandolinle radyoda dinlediğimiz, ki o zamanlar ne plak vardı ne bir şey. Radyoda böyle tek tük çalan tangolar, Arjantin tangosu, zaman zaman bazı İspanyol parçaları. Birkaçını mandolinle çalmaya çalışıyordum. Melodik olarak çok hoşuma gidiyordu.

Ilgaz Benekay: Yani tangolara ve İspanyol müziğine kendinize yakın hissediyordunuz.

Doğan Canku: Evet. Sonra konservatuara girmeden bir sene önce bir adam geldi. Gitar çalıyordu. Gitarı ilk defa orada gördüm. Ondan önce gitar sadece adını bildiğim bir şeydi. Basit, sade çalıyordu. Ama flamenko da çalmıyordu. Amerikan halk müziğine benzer. Country gibi bir müzik çalıyordu. Orada gitar çok hoşuma gitti. Çok sesli bir enstrüman olması. Kemana benzemiyor. Mandoline benzemiyor. Böylece kaldı o hatıramda. Sonra konservatuara girdim. Konservatuarda bizim Sait Sökmen vardı. Orada bale öğrencisiydi. Onun evde gitarı vardı. O alır havuzun kenarında Brazilya sambalardan bir iki tanesini söylerdi. Orada ikinci kez gitarla şarkı söylendiğine şahit oldum. Sonra konservatuarda oynanan bazı klasik konserlerin filmini gösteriyordu. Orada Segovia'yı izledim. Segovia'yı izleyince ben dedim herhalde gitar böyle çalınırmış. Orada yavaş yavaş gitara karşı bir şeyler oldu. O arada kırık dökük bir gitar geçti elime. Ama gitar yasaktı bizim konservatuarda. Konserde onu gösteriyorlar ama. Gitar çalmak yasak çünkü onu enstrümandan saymıyorlar.

Ilgaz Benekay: Bugünkü konservatuarlarda flamenkonun yasak olduğu gibi.

Doğan Canku: O zaman Türk halk müziği de yasaktı değil mi? Bir arkadaşım "Dur ben sana söyleyeyim "dedi. O zaman çoğunlukla ud gibi akort ediyordum. 4'lü 4'lü akorlar. Sol ile Si arasındaki 3'lüyü bilmiyordum. Metod yok, hiç bir şey yok. Akordunu yaptı. Ve Carcassi metodundan küçük Do majör tonlu bir parçayı bak dedi bu böyle çalınacak dedi. Çaldım. Öğleye doğru başladım akşam üzeri parçayı tamamladım. İlk defa gitar çaldım, arkadaşım şaşırdı. 'Ya sen gitarcı olacaksın' dedi ve böyle benim maceram başladı. Fakat flamenko müziği tabi bu arada flamenkoyu tek tük dinliyoruz ama daha henüz bir flamenko gitarcısı dinlememişiz.

Ilgaz Benekay: Yani görsel olarak hiçbir şey yok. Ancak radyodan duyduklarınız.

Doğan Canku: Görsel olarak yok tabi. Radyodan da flamenko olarak çok bir şey dinlemedik. Bilmiyorum, klasik gitarcıyım ben. Bir gün geldim elimde Sabicas'ın albümü, dinledim, işte orada flamenko başladı.

Ilgaz Benekay: İlk çarpılma.

Doğan Canku: Orada tam çarpıldım, kül oldum. Ondan sonra konservatuarı asmalar başladı. 6 sene okunacak konservatuarda, çok yetenekliyim. Hocalar bırakmak istemiyorlar. Ben hocalarla kavga ediyorum. Disipline de vermiyorlar kıymetli eleman diye. Ama ben devamsızlıkla kendi çıramı yaktım ve konservatuar olayı bitti. Sonra o plaklardan dinleye dinleye hani sen biraz önce bir hatıranı anlatıyordun. Bir arkadaş gelmişti. İ m ile tremola yapmış. Çok zor hatta imkansız gibi bir şey. Ama öyle biliyormuş, öyle çalışmış. Neticede o i m 'yi bizim kullanamayacağımız şekilde kullanabiliyormuş. İşte ben de kendi kafama göre hiçbir teknikten faydalanmadan kulak dolgunluğuyla böyle bir şey yapmaya başladım. Öğretecek kimse yoktu tabi. Ve ondan sonra şarkılarla böyle başladık. Ama sonra Paco de Lucia'nın yine eski bir albümünü buldum. İçinde Rondena'sı filan vardı. O aralar Salim Dündar'la tanıştım. Daha doğrusu ben bir yerlerde artık profesyonel çalıyordum.

Ilgaz Benekay: Tabii bunlar Ankara'da oluyor değil mi?

Doğan Canku: Ankara'da bir gökdelen vardı, yeni yapılmıştı. Bilirsin onun bir terası vardı. Ordaki kafede gitar çalıyordum. Birisi yemek yiyor ve çok dikkatli dinliyor beni. Dedim iyi bir dinleyici var ben bir döktüreyim. Sonra kalktı, geldi yanıma. Salim Dündar. 'İspanyol müzikle uğraşıyorum. Benimle çalışır mısın? ' dedi. Olur dedim bende. O şekilde başladı. Ben ona eşlik ediyordum. İspanyolca bazı paso doble, flamenko şarkı. Bir tane de benim bir Solearesim vardı. Yarım yamalak bir Soleares. Sene 68 olması lazım. Ve orada bir süre çalıştık. Sonra İstanbul'da çalıştık sadece. Zaten yolarımız ayrıldı. Oradan sonra ben farklı bir yolda gittim.

Ilgaz Benekay: Şu anda bahsettiğin bu 68 yılındaki olaylar Türk flamenko tarihindeki en eski cante ve toque buluşma şeklidir. Bunu özellikle vurguluyorum. Bir de bilmeni isterim ki yaptığım araştırmalarda en eski Cantaor Salim Dündar ve ikincisi de sensin. Yani özel durumlarda, özel toplantılarda cante söylediğini biliyorum. Onun dışında çok şeyler de söyledin. Yani gitarcılığının yanında böyle bir yönünü de vurgulamanın yeri olduğunu düşündüm.

Doğan Canku: Teşekkür ederim. Ben tabi enstrümancıyım. Aslında benim şarkıcılığım Modern Folk Üçlüsü'nden önce, Salim'le tanışmadan önce de vardı ama işte böyle tek tük şeyler söylüyordum. Salim çok eski ama Salim'den daha eskilerde var. Ergün Özer var.

Ilgaz Benekay: Flamenko söylediler mi onlar?

Doğan Canku: Ergün Özer piyano çalardı. Onun Los Espanolas isimli bir grubu vardı. Saksafonu, trompetiyle. O benim hayran olduğum bir insandı. Çok iyi bir müzisyendi. Çok güzel flamenko söylerdi. Piyano eşliğinde söylerdi. Sonradan gitar piyano bir araya geldi, bir takım şeyler çıktı. Bu bahsettiğim de 64 – 65 olabilir. Sonra biz Ergun'la da sahne paylaştık kısa bir dönem. Aslında tüm bunlardan daha da önce bir grubumuz vardı. Ünal diye bir arkadaşım vardı. Hüseyin diye bir arkadaşım vardı. Biz üçümüz İspanyol müziği söylerdik. Sonra Doğu İçyılmaz diye bir arkadaşım daha katıldı. Latin müziği yapıyorduk. Ünal'la flamenko da yapıyorduk ama esprisine. Hatta çalıştığımız bazı geceler müşteriler bir şey sorduğu zaman İspanyolca cevap verir işletirdik onları. Bazen İspanyollar ile karşılaşıyorduk. Anlamazlardı ne diyoruz. Çünkü alakasız bir cümle söylüyordum orada ama doğru bir cümle. Yani öyle şakacı bir yönümüz vardı ve sonra ben şunu düşünmeye başladım. İspanyolların dünyada kendi müzikleri hep tanınıyordu. Flamenko müziği her yerde bilinen bir müzik. Türk Müziği niçin böyle olmasın ?

Ilgaz Benekay: Yapılabilir mi, otantik olanı bozmadan, flamenko Güney Amerika, Kuzey Afrika ve jazz etkisi ile değişti mesela…

Dogan Canku: Tam bir sentez oldu. Ama güzel de oldu. Yani otantik geleneksel flamenkonun tadı bambaşka ama Paco'yu, Tomatito'yu hiçbir zaman eskiye döndüremezsin. Bunlar klasik çalmıyor mu? Çalıyor. Dolayısıyla ben böyle bir düşünceyle ne yapayım ne edeyim derken işte Modern Folk Üçlüsü yaptık.

Ilgaz Benekay: Demek istiyorsun ki "Türk Müziği'ni nasıl tanıtacağım?" diye başladı.

Doğan Canku: Yani flamenko yoktu orada ama çok seslendirmek Türk Müziği'ni. Fakat bir şey vardı. Flamenko benim beynimin içerisine işlemişti. Benim her çalışım flamenko gibiydi. Ama bunun için gayret sarf etmemiştim.

Ilgaz Benekay: Ben canlı şahidim. Bu söylediğine tamamen hak veriyorum. O tarihlerde gitar çalan biri olarak bu 45'likleri zevkle alırdım. Mesela Aşık Veysel in Kara Toprak'ı. Esin Afşar söylüyor. Siz Modern Folk Üçlüsü olarak eşlik ediyorsunuz. Bütün o seslerin içinde kulağımı yırtarcasına senin gitarını ve orada söylediğin o küçük seslerdeki hep İspanyol tarzı tizlerin vardı. Beni cezbeden oydu. Yani her şeyiyle. Modern Folk Üçlüsü'nde de yakaladığın şey buydu.

Doğan Canku: O arada ben flamenkoyu hiç bırakmadım. Flamenko repertuarımı genişlettim. Fakat şöyle bir şey var. Türkiye'de ben flamenko çalarak flamenko konseri çok az vermiştim. İstanbul'da bir iki tane. İtalya'da, Napoli'de. Yurt dışında verdim. Caz grubu eşliğinde.

Ilgaz Benekay: Peki bunun sebebi ne? Yani az konser vermenizin sebebi.

Doğan Canku: Bir kendime çok fazla güvenmiyordum. Yani ben kendimi hiçbir zaman flamenkocu görmedim ve hiçbir zaman da flamenkocuyum diye hiçbir röportajımı duyamazsın.

Ilgaz Benekay: Bu ilk oluyor o zaman.

Doğan Canku: Hala demiyorum. Ama sen diyorsun.

Ilgaz Benekay: Ama demeli, gerçekten öyle. Hatırlar mısın Seranito gelmişti. Seranito'nun 2. gelişiydi Senin Levent'in alt tarafında evin vardı. Hep beraber Seranito'yu size getirmiştik. Adam tuttu hani Tarrega'nın Alhambra Hatıralarını çaldı. Onu bir de Rumba yapmıştı. Ondan sonra senin çalmanı istemiştik. Kendine güvenmiyordun ama oturdun Jobim'in çok güzel bir sambasını söyledin. Seranito da hayran kaldı.

Doğan Canku: Meğer çok seviyormuş Jobim'i. Şimdi ben flamenko müziğini seven bir insanım. Sevmek de flamenko müziğini kullanmak ayrı şeyler. Hani bir kadını seversin ama onu kendi çıkarlarına kullanmazsın ya da bir insanı, arkadaşı, dostu seversin ama çıkarlarına kullanamazsın. Ama ona karşı duyduğun sevginin, arkadaşlığın, dostluğun yansıması sende vardır. Flamenko bende böyle bir şey. Ben flamenkoyu seviyorum. Çalmaya çalışıyorum ve flamenko benim parçalarımda kendini yansıtıyor. İster istemez böyle çalıyorum. Yani başka türlü çalamam ki. Öyle çalıyorum. İçimden öyle geliyor. Ellerim öyle hareket ediyor. Dolayısıyla flamenkocu olmak çok iddialı bir şey. Bana göre ki sen Seranito'dan örnek verdin. Örneğin bir gün Rene, Ayhan ve ben Boğaz'da çalıyoruz. Klübün patronu Paco de Lucia geliyor dedi. 'Senin için geliyor' deyince ben dalga geçiyor dedim. Ben de inanmıyorum ama derken saat 12 oldu ve geldi adam. Gelince ben şaşırdım. Dediler ki hadi çıkıp çalacaksın. Yahu dedim saçmalamayın. Elim ayağım birbirine dolaştı. Ne yaparız ne ederiz. İyi de bir müşteri var. Paco'lar oturdular. Biz de çıktık tabi. Hoş geldiniz dedik. 'Ben senin için özel bir parça çalacağım' dedim. Sultanı Yegah Sirtoyu çaldım sonra.

Ilgaz Benekay: Gerçekten de senin bu anlamda yaptığın en güzel şeylerden biriydi. Yani Paco'nun Entre dos aguas'ı neyse tanınmak için sultanıyegah sirto aynen öyle. Bugün herkes, benim öğrencilerim de dahil olmak üzere herkes onu çalıyor.

Doğan Canku: Paco müzisyen olarak olgunlaşmış bir insan. Artık dünyanın en iyilerinden bir tanesi. Bu arada yemekler gelmiş, hiç dokunmuyorlar. Adam benim parçamı dinliyor. Dikkatle dinledi, coşkuyla alkışladı. O arada bir çocuk geldi yanıma. Benim eski bir gitar talebemmiş. Meğer o getirmiş. Gittim tanıştım. Paco'yu zor getirmiş esasında oraya, yorgun adam. 'İyi ki gelmişim' dedi. 'Ben dünyanın neresine gitsem Paco' lar görüyorum' dedi. ' Sen bana flamenko çaldın ama benim müziğimi kendi müziğinle yorumlayıp sentez haline getirip bana öyle güzel bir şey sundun ki, benim yaptığım müziğe sen de kendi müziğine bunları katıyorsun' dedi. Oturduk, sohbet başladı.

Yıllar sonra duydum ki bunu bir başkasına daha söylemiş ama bu ne kadar doğrudur bilmiyorum. Flamenko ile kendi müziğini en iyi Doğan Canku sentezliyor demiş. Bu çok gurur verici bir şey. Doğruysa.

Şimdi bunu neden anlattım. Kendime flamenkocu sıfatını yakıştırmamıştım ya. Ben flamenko müziğiyle kendi müziğimin sentezini yapıp kendi çapımda gitar çalan bir adamım. Yani gitar çalıyorum ben. Flamenko ayrı bir şey. Son albümde Hintliler gibi çaldım. Gandarun tarzı çaldım. Şimdi ben Hint müziği mi yapıyorum?

Ilgaz Benekay: Yaşamında bu flamenkocu lafı ne derece doğru bilmiyorum da flamenko herhalde bir yaşam tarzı. Çünkü oturup bir flamenko müziği dinleyen ama gerçekten iyi dinleyen bir kişi de bence flamenkocu. Bu anlamda bunu bütün ruhuyla yaşayan, flamenko dans eden kişi de elbette flamenkocu.

Doğan Canku: Kesinlikle katılıyorum. Gitarcı olmanın ötesinde flamenko gitarcısı gibi bir sıfatı bile kendime çok uzak gördüğüm için.

Ilgaz Benekay: Yok, öyle düşünmemelisin. Türkiye'de ne kadar flamenko çalan varsa hemen hemen hiçbiri doğrudan flamenko ile başlamamış. Genelde klasik gitar, Segoviaları dinleyerek. Bir Carcassi etüdü çalarak başladığında kulağına gelen bir name, gitarı birden bire başka birinin mesela Sabicas'ın çalması sana bir ufuk açıyor.

Sen flamenko yapmaya başlayınca öykülerini, kendi ezgilerini onun içine koymak istemişsindir. Mesela hatırlarım Ayrılık diye bir Azeri şarkısı vardı. İlk plakta değil de 2. kere yaptığında bana 'Duydun mu bak becerdim, bak iyi dinle 12/4 lük Alegria yaptım' demiştin. Şimdi bu çok güzel bir şey yani bir Alegria'nın içine Ayrılık'ı adapte edebilmek çok güzel bir füzyon.

Ayrıca yaşam tarzı olarak da flamenkosun gördüğüm kadarıyla. Başağrısı için sarmısak yutarsın, vejeteryansın, senin ayrı bir doğu felsefen var, kendi yemek tarzın var.

Şimdi bir noktaya açıklık getirmek istiyorum. Bizler hepimiz belki bir anlamda korkaklık yaptık. Flamenkodan para kazanamayacağımızı düşündük. Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz diye. Elbette Türk müziğiyle uğraşmak gerekiyordu. Fakat sendeki azim başka türlüydü. Ben müzisyenim, sadece müzikle uğraşırım dedin. Zorlanmana rağmen ısrar ettin. Bence bu da flamenko. Çünkü Endülüs'ün herhangi bir yerinde de işte bir çingene de aynı şeyi yapıyor. Flamenko yapıyorsa onun peşinde. Belki bankta yatıyor geceleri. Senin uyku tulumunda yattığın zamanı biliyorum. Dolayısıyla bunun adı flamenko. Lütfen, flamenko yapıyorum de öyleyse.

Doğan Canku: Müzisyenliğim benim kendi kendime yapıştırmış bir etiket değil tabii. Bu doğduğum andan itibaren bana yapışmış, belki doğmadan önce yapışmış bir şey. Şimdi esasen benim çok yetenekli olduğumu söylerler her konuda. Benim yapamayacağım bir meslek yok. Evde bile öyleyimdir, yani eşim de söyler herkes de söyler beni tanıyanlar. Bu adam çocuk doğurmak dışında her şeyi yapar. Botanikten de anlarım, profesyonel sporcuyum da. Hocalık yapacak derecede. Yani bir çok şey yaparım. Fakat hiçbiri benim içimde müziğin oluşturduğu şeyi yapmaz, yani ben müziğim gibi bir şey.

Ilgaz Benekay: Sen Türk flamenko müzisyenisin. Onu vurgulamaya çalışıyorum.

Doğan Canku: Sağol. Şimdi müzikten para kazanmalıyım dedim ama müzikten taviz vermeden para kazanacağım. Ne kadar kazanacağım? Bana ne kadar nasip olursa onu kazanacağım. Çok para kazanabilirim. Ama çok zaman müzik olmadı. Benim müziğim olmadı, ben değildim o. Dolayısıyla esasında belki de başka bir meslek yapıp müziği bu anlamda yapmam gerekirken, bütün bu yeteneklere rağmen, o ortamdan, müziğin ortamından kopamadım. Bir de ben memur olamam. Beni kimse dizginleyemez. Ben kendi kendimin patronuyum. O gün içerisinde iki saat uyurum, 10 saat uyurum. Ama ben isteyeceğim. Böyle bir şey. Tabi ki ben müziğim. Bu flamenko müziğiyle ben esasında.

Ilgaz Benekay: Özgürlüğü kastetmek istedin herhalde ben buyum derken.

Doğan Canku: Evet evet kesinlikle. İşte sen onu söylüyorsun ben de büyük bir memnuniyetle kabul ediyorum söylediğin şeyi, yani budur dediğin şey. Ama bende de flamenkodan para kazanma , kazanmama çelişkisi vardı, ama ben kazandım. Bir çok gece klüplerinde flamenko çalıyordum.

Ilgaz Benekay: Tamamen yetenek meselesi. Juan Manuel Sera'nın Mediteraneo parçasını aynen onun gibi söylersin. Bodrum gecelerinde çok güzel söylerdin. Ama özel bir ambians varsa senden ancak o zaman flamenko dinleyebilirler. Bunu vurgulamak istedim. Senin tarzın var. Bir de bir şey duydum ama eğer bize söylersen, tarih olarak çok önemli bir şey bu. Antalya'da İspanyol dansçı bir hanıma eşlik ettiğini söylemiştin. Bize bunu bir anlatabilir misin ?

Doğan Canku: Orada bir grupta biz 4 kişiydik, davul, bas, piyano ve gitar. Oraya bir karı- koca gelmişti. Dana Maria diye bir hanım, paso dobleler söylüyordu. Masanın altında, yemek yerken devamlı egzersiz yapardı. O bana orada birkaç figür göstermişti. Ben özel çizmeler almıştım kendime. Daha sonra Ankara'ya döndüğümde onlarla çalışmalar yapıyordum. Orada da iki ay boyunca çalıştık biz ve o iki ay boyunca da o dansçıya gitarla eşlik ettim. Hepsi değil tabii. Bir tane parça böyle. Diğerlerine orkestra eşlik ediyor.

Ilgaz Benekay: Bir parça bile olsa yaptığın şey Türkiye'de ender bir şey.

Doğan Canku: Ama çok kişileri de dans ettirdim. Ankara'ya bir İspanyol grubu gelmişti. Yirmi iki kişi. Otelin çatısında buluştuk. Konserimiz vardı. Konserden sonra tanıştık. Orada bir grup vardı. Üç kadın bir flamenko gitarcısı, biz de gitarlarımızı aldık. Kaynaşmak amacıyla söylüyoruz. Ben başladım, Portekizce söyledim. Portekizli bir kadın vardı, şaşırdı. . En sonunda da ben tuttum bir flamenko söyledim o zaman. Fakat flamenko parçanın sözlerini de tam bilemiyordum. Bulerias'dı o. Şaşırdılar. Arkadan bir daha bir daha derken Alegrias falan çaldım. Sonra onlar aldılar, birkaç şarkı çaldılar. Oradan bir tanesi 'bir fandango çalsanıza' dedi. Adam uğraştı, bir türlü fandango yapamıyor. Amatör bir gitarcıydı. Kadın aldı adamın elinden gitarı bana verdi. Fandango çaldım orda. Boynuma sarıldı gitarcı. Sonra Meksika Sefiri ile ve onun kızlarıyla tanıştım. Onlar vasıtasıyla tanıştığım İspanyol kültür ateşesi, ispanyol sefiri, onlara çaldım. Onların eşlerini dans ettirdim. Evlerinde tabii ki. İspanyol kültür ateşesinden 1973'te burs teklifi aldım Madrid konservatuarından.

Ilgaz Benekay: Niye değerlendirmedin?

Doğan Canku: Modern Folk Üçlüsü daha çok yeniydi ve meşhurdu. Ben arkadaşlarımı bırakamam dedim, halt ettim. Onun üzerine 'Tamam, gelme ama ben İspanyol basınını buraya getireceğim' dedi. Çünkü orada Alegrias falan çaldım, Sabicas çalıyordum. Motomot değildi ama bunlar. Yani kendime göre de bir şeyler katıyordum. Sen biliyorsun o parçaları, bunlara İspanya'da bile cesaret edemezler. Çok klasik flamenko ağırlıklı onlar.

Ilgaz Benekay: Hele o tarih için çok önemli bir şey.

Doğan Canku: Bana Fransız Kültür Merkezi'nde konser yapalım, İspanya'dan basını ben getireceğim diye söz vermişti. Sonra teklifler geldi.

Ilgaz Benekay: Haklısın. Tam o dönemlerde, 70'lerde falan manuel flamenko dediğimiz yani bugünkü uygulanabilir flamenkonun içinde Romon Montonyo sonrası ekol. Senin söylediğin tarihler artık Nino Ricardo' nun son seneleri. Sabicas, Mario Escudero onlar çalıyorlardı. Adam onun için demiştir sen buna nasıl cesaret edip çalıyorsun. İspanya'da yoktu o kadar cesaret.

Doğan Canku: İspanya'da işte söylediğin kişiler bunları çalıyordu. Diğerleri belki de sadece Rumba flamenko çalıyorlardı.

Ilgaz Benekay: Doğan, şimdi senin öğretmenlik tarafını biliyoruz. Bir sürü gitarist yetiştirdiğini tahmin ediyorum. Tabii işimiz şimdi onların isimlerini saymak değil. Arzu ediyorsan sayabilirsin. Bugünün Türkiye'sindeki 2005 yılı Türkiye'sinde artık hepimiz seviyoruz füzyon denen bir flamenko var. Caz bunun içine girmiş vaziyette. Bütün Güney Afrika ritimleri içinde sonsuz olanaklar. Bir alegria ama 12/4'lüğün içinde herkes kendi Alegriasını istediği gibi yapabilir. Bu anlamda bir Türk olarak Türkiye'deki flamenkoculara, dinleyicisine, şarkı söyleyenine, dans edenlere tavsiyelerin neler?

Doğan Canku: Estağfirullah, benim tavsiyem ne olabilir ki? Genel olarak müzik anlamında mı soruyorsun, sadece flamenko anlamında mı?

Ilgaz Benekay: Sadece flamenko. Flamenkoya başlayacak kişilere önerilerin.

Doğan Canku: Bir kere flamenko çok özgün bir müzik. Özel bir müzik. Bizim halk müziğimiz gibi, Çin'in halk müziği gibi, bütün halk müzikleri gibi. Ama flamenkonun çok geniş boyutlu, çok daha farklı bir sihri var. Bir kere dünyada herkes tarafından bilinen, artık dünyanın halk müziği olmuş bir müzik. Her yerde kabul edilmiş. Hiçbir yerde reddedilmeyen bir müzik. Hızla gelişen bir müzik. Bakıyorum bütün halk müzikleri içerisinde en hızlı gelişeni.

Ilgaz Benekay: Çok şanslı bir yer Endülüs. Çünkü Endülüs dediğin yer Emevilerin geldiği yer. Ziryap'la bütünleştirirsek lavta ordan gitarı burdan. Yanında gelirken bütün Ön Asya'yı, oradaki Musevi müziği alıp getirmiş. Arada çok sesliler, roman dediğimiz kişiler. Sen tut 7. yüzyıldan itibaren Hindistan'ın Pencap'ından çık nasıl bir dürtüyse gel oradaki şehirlerin etrafında otur, o müziği al ve onu kendi müziğin yap. Düğününde ölümünde bunu söylemeye çalış.

Doğan Canku: Biz de Orta Asya'dan gelmişiz. Etrafımızda İspanya, İtalya, Yunanistan bir sürü ülkeler var.

Ilgaz Benekay: Bir de Kristof Colomb orda gitmiş Amerika'yı keşfetmiş, bu müzik oraya gitmiş, Cadiz'de yenilenmiş. O zaman işte öyle bir sentez oluşmuş ki eskimolar bile duyduğu zaman ya burada benden bir şeyler var diyebiliyor. Biz dinliyoruz acaba kürdilide ne oluyor diyoruz. Bu anlamda çok seviyoruz ve felsefesini konuşuyoruz.

Doğan Canku: Şimdi bu yüzden yani flamenko başlamadan önce bence bir hazırlık dönemi olmalı diye düşünüyorum. Adam kendini evine kapatıp meditasyon gibi oturup bütün gün flamenkoyu bugünkü haliyle değil otantik haliyle, Sabicas'lara kadar gidip dinleyecek, özümseyecek. Yani o mp3'ünde bile onlar olacak. Bir kere bu vücudu onla titreşmeye başlayacak. Gitarcı olacaksa eğer mutlaka önce bir klasik eğitimden geçecek.

Ilgaz Benekay: Şimdi buna bir açıklık getirelim. Çünkü konservatuarlarda böyle bir tutum var. Fllamenko ayrı bir şey deniyor. Ama Paco de Lucia mesela Rodrigonun Aranjuez'ini çaldı. Değme klasik gitarcı böyle çalamaz. Bir bakıyorum Rafael Riqueni oturuyor aynı şekilde çalıyor. Yani herkes böyle bir klasik eğitiminin içinde aslında.

Doğan Canku:. Paco'ya sormuşlar: 'Nota biliyor musun? 'Hayır bilmiyorum' demiş. Dalgasını geçmiş. Koca konçertoyu çalan adam. Bu insanların hepsi eğitimli insanlar. Sen toprağa bir şey ekebilmek için önce toprağı nadaslayacaksın. Ne ekeceksen ona göre hazırlayacaksın. Ondan sonra planlayıp ekeceksin. Flamenko tekniklerinin kökeninde de klasik teknikler var. Flamenkoyla başlasan da sana göstereceğim teknikler yine aynı teknikler. Ama bu flamenko öyle bir garip bir şey ki. Bak klasik öyle değil. Klasikte belli nameleri çalarsın. İleri seviyelerde yine o namelere kendi yorumunu yaparsın. Flamenkoda sadece soleares çalarken bile oradaki ilk notada daha başlangıçta kendi yorumunun girmesi lazım. Dolayısıyla bunları ancak hissederek yapabilirsin, nota öğrenerek değil. Şimdi sen bana bir soru soruyorsun. Diyorsun ki: ' Doğancığım sen meditasyon yapıyorsun. Siz havalanıyorsunuz. Bunu bana izah et'. Ben bunu sana nasıl izah edeyim. Burada ne hissediyorsun? Ancak sana şunu diyebilirim. Doygunluk, mutluluk, neşe. Ama nasıl oldu, nasıl bir duygu bunu sana anlatamam. Ancak sen de yaparsan anlarsın. Limonu bana tarif et diyorsun. Sarıdır, ekşidir. Ama sen ekşinin ne olduğunun bilmiyorsan limonu anlayamazsın. Ne yaparım ben limonu ağzına sürerim. Bak bu limon dediğim zaman senin bilgin olur. Bunu unutmazsın.

Ilgaz Benekay: Yani çok dinlemelerini tavsiye ediyorsun.

Doğan Canku: Flamenko'da böyle bir şey var. Dinleyecek, o nasıl çalıyor. Ondan sonra flamenkoya başlayacak. Çünkü flamenkoya başladığın zaman diyelim ki gam mı çalıyorsun, saatlerce, günlerce. Yani çok disiplin istiyor. Bu dansçılar için de böyle, şarkıcılar için de. Sen biliyorsun adamlar oturuyorlar saatlerce masa üzerinde palmas çalışıyorlar. Çünkü ritm öyle bir ritim ki. Bunların hepsi ritim. Flamenkoyu iyi özümlemek için İspanya'daki flamenkocu nasıl hissediyorsa sen de onu yapacaksın. Bir ikincisi araştıracaklar, her flamenko öğretiyorum diyene gitmeyecekler. Bu ülkede işini iyi yapmış insanlar var.

Ilgaz Benekay: Flamencoturco'ya son sözünüzü alalım.

Doğan Canku: Bu röportaj için teşekkür ediyorum Flamencoturco'ya yayın hayatında başarılar diliyorum. İyi ki flamenko ile uğraşıyoruz.

İstanbul
Ekim 2005 (netten alıntıdır)

_________________
Ya Yaşamakla Uğraşırsın Ya Ölmekle..

Balık Gender:Male OfflinePunisheR kişisel galerisiKullanıcı bilgilerini gösterKişisel mesaj gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Mesajları göster:      
Yeni Başlık GönderCevap Gönder  

Sonraki başlık »
« Önceki başlık
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu foruma eklenti gönderemezsiniz
Bu forumdan eklenti indiremezsiniz
Rock | Metal | Heavy Metal | Black Metal | Death Metal | Doom Metal
kurye | evden eve nakliyat
Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.
Copyright © 2007 RockDream.Net

phpBB © 2001-8 phpBB GroupSite Haritası RSS Sitemap