Sonraki başlık »
« Önceki başlık

Yeni Başlık GönderCevap Gönder  
Yazar Mesaj
Omerta
-=Forum Tazesi=-
-=Forum Tazesi=-



Kayıt: 24.04.2008
Mesajlar: 14
Şehir: Fethiye
turkey.gif
MesajTarih: Per Tem 03, 2008 18:46  Mesaj konusu:  Gotik Edebiyatı Alıntıyla Cevap GönderSayfa SonuBaşa dön

Poe’nun gotik mirasını devralma çabasında bulunan yazarların en tanınmışı, H.P Lovecraft, 20 Ağustos 1890’da Providence, Rhode Island’da doğdu. Fantezi yazının pek çok ünlü yazarı (Robert E. Howard, Ramsey Campbell) gibi o da hastalıklı, oğluna aşırı düşkün bir annenin gözetimi altında toplumdan kopuk, içine kapanık bir biçimde büyüdü ve bu durum yaşamının sonuna dek devam etti. Lovecraft’ın hem annesi hem de babası aynı akıl hastanesinde öldüler. Annesi, öncekleri küçük oğlunu bir kızgibi yetiştirmeye çalıştı ve üzerine titredi, ancak daha sonraları akıl hastalığı ilerledikçe Lovecraft’a çok çirkin bir çocuk olduğu fikrini aşıladı ve kendisini dinleme zahmetinde bulunan herkese oğlunun insan içine çıkmaya utandığı için kitaplara gömüldüğü yorumunda bulundu. Lovecraft ise önce 18,yüzyıla daha sonralarıysa astronomiye ve mitolojiye büyük ilgi duyduKendi iç dünyasının dinginliğinde Pan’ın ve diğer tanrıların gerçekten yaşadığı evrenler kurguladı. Okuldan sağlık sorunları yüzünden genç yaşta ayrılan Lovecraft kendini kötü şiirler yazmaya ve amatör gazeteciliğe adadı. Bir çok yayın organında ırkçılığı savunan ve kraliyet yanlısı yazılar yazdı. Öyle ki o öldüğünde geride yüz binden fazla mektup bırakmıştı ve yüzyılımızın en büyük mektup yazarlarından biriydi.

Yirmili ve otuzlu yıllarda Weird Tales ve benzeri pulp korku dergilerinde öyküleri yayınlanmaya başladı. Bu akımın pek çok ünlü yazarlarıyla (Robert E. Bloch, Robert E. Howard, Clark Ashton Smith) dost oldu ve kendisine öyle bağlı, küçük ama sağlam bir arkadaş çevresi edi1924’te bir Yahudi olan Sonia H. S. Greene’le evlendi, ancak kısa süre sonra ayrıldılar. Lovecraft yaşamını yoksulluk içinde değersiz yazarlar için hayalet yazarlık yaparak sündürdü. Öykülerine hiçbir zaman güven duymadı ve en sonunda bu işi beceremediğine karar verdi. Yaşamı boyunca hiç öykü kitabı basılmadı. Zaten çok üretken bir yazar da değildi. 1937’de bağırsak kanserinden öldüğünderdında elli bir öykü bırakmıştı.

Lovecraft Weird Tales’in üç silahşöründen biriydi. (Robert Howard ve Clark Ashtonla birlikte) Yazdıklarında hem popüler bir hava hem de zamansız ve boyutsuz bir dehşeti sergileyen edebi bir tavır sezilir. Poe’nun yanı sıra Lord Dunsany veArthur Machen’den de büyük ölçüde etkilenen Lovecraft öykülerinde oldukça resmi, soğuk ve yer yer de sıkıcı bir dil kullanmıştır. Üslubu dış dünyaya yabancı, kendi hayal dünyasının şiirselve korkutucu evreninde yaşayan, fakir bir yirminci yüzyıl centilmenini yansıtır. Korkularını asla açığa vurmayan hep tutumlu bir tavırla sona saklayan ama bir yandan da okuyucu imalarla iğnelemekten geri kalmayan Lovecraft, her ne kadar genelde tarzını geliştirdikçe özellikle de uzun öykülerinde, gizemli ve yavaş yavaş tüyler ürperticiliği açığa çıkan bir dehşeti yakalamayı ve okuyucularda bu ruh halini uyandırmayı başarmışsa da, sık sık kullandığı “iğrenç” “korkunç” ve “berbat” gibi subjektif tanımlar yüzünden eleştirmenlerin saldırısına uğramıştır. Öykülerinde karakter çeşitlemelerine de pek rastlanmaz. Genelde birinci ağızdan anlatılan öykülerinin kahramanı kendisidir, pasif, onurlu, kibar, iletişimsiz, tutumlu, yoksul, tehlike karşısında aciz ve çareyi kaçmakta bulan, olayların kendisinin dışında geliştiği, 19.yüzyıldan çıkıp gelmiş bir beyefendi özentisi. Bu öykülerde, sosyal yaşamı pek aktif olmayan bir çok yazarınkilerde olduğu gibi canlı diyaloglara yer yoktur. Lovecraft karşı cinse fazla ilgi duymadığından , hatta annesi yüzünden kadınları itici bulduğundan dolayı eserlerinde kadınlara da çok az rastlanır, ki bu kadınlar da asla aktif bir role sahip değillerdir. Çoğu öyküde kadının sözü bile edilmez.

Lovecraft’ın öykülerini değerlendirirken yaşamındaki tuhaflıkları göz önünde bulundurmak gerekir. Herşeyden önce Lovecrafty’ın bir çelişkiler yumağı olduğu anlaşılmadılır. Gerçekten de Lovecraft kadar kendisiyle çelişen başka bir insan kurgulamak en usta edebiyatçı için bile epey zor olsa gerek. Lovecraft’ın geçirdiği garip çocukluk dönemi ve anesinin belli bir yaştan sonra kendisiyle tüm fiziksel teması kesmesi, yazarı karşı cinse ve kısmen kendi cinsine karsoğuk ve kontrollü davranmaya yöneltmiştir.
Bir ana kuzusu olarak yetişen Lovecraft durmadan 18,yüzyıla ait kitaplar okuıyan ve bu döneme duyduğu hayranlık sonucu ozamanın şivesini kullanmaya çalışan bir züppe olup çıkmıştır.


Yaşamının son birkaç yılında görüşlerini değiştirene ve daha açık fikirli olana dek Anglosaksonların üstünlüğünü canla başla savundu ve göçmenlerden “gettolardaki o faremsi çarpık kemirgenler” ve “o fare suratlı çekik gözlü mongollar” şeklinde bahseden makaleler yazdı. Oysa kendisi bir yahudiyle evlendi ve dostlarının çoğu da yahudiydi. Lovecraft ayrıca Aryanların üstünlüğünü savunan yazılarında “mavi gözlü sarı sakallı savaşçıların azgın zafer çığlıklarından” dem vuruyor, ancak kendisi bir fare yakaladığında elini değdirmemek için kapanla birlikte çöpe atıyordu. En büyük şansı fare kapanlarının sudan ucuz olmasıydı.

Politik görüşleri pek çok kişinin tersine yaşlandıkça muhafazakarlıktan liberalliğe dönüştü. Koyu bir materyalist olduğundan fantaztik yazınla uğraşması garip karşılanabilir, ama öykülerinde asla doğa üstü korkulara yer yoktu. Fiziksel açıdan da pek çok acayipliklere sahipti. Bir soğuk fobisi geliştirmişti ve otuz derece sıcaklıktan daha aşağı sıcaklığa sahip bir yerde duramıyordu. Uykusuz yirmi-yirmi beş saat rahatlıkla konuşabiliyordu. Gündüzleri uyuyup geceleri yaşıyor, bu arada deliler gibi şeker tüketiyordu. Son derece güçlü bir hafa sahipti. İki yaşında alfabeyi öğrenmiş, üç yaşında okumaya başlamıştı. Ayrıca orta yaşa gelene dek eşcinselliğin varlığından habesiz yaşadı.

Şu halde Lovecraft’ın öykülerinibaşarılı kalın anlatım tarzı ya da tekniğinden çok (ki gotiğin gizemli ve kasvetli, donuk havasını başarıyla yansıtabilmesinin yanı sıra “mood”larına kendisine ölümünden sonra büyük ün kazandıracak o sinsi, tüyler ürpertici dehşeti de eklemiştir) kurguladığı dünyaların ve evrenlerin orjinalliğidir. Lovecraft herşeyden önce bir mit yaratıcısıdır. Çocukluğunda Arap gizemciliğine ilgi duymuş, gençliğinde astronomiyle ilgilenmiş ve yazarlığı sırasında “Cthulhu Söyleni”ni yaratmıştır. Cthulhu Söyleni’nde adı geçen tanrılar iki ana bölümde sınıflandırılabilir: Eskiler ve Yaşlı Tanrılar. Yaşlı Tanrılar iyiliği ve ışığı, Eskileise kötülüğü ve karanlığı temsil eder. Yaşlı tanrıların bizim dünyamızla pek ilgilendiği yoktur ama pek hain olan Eskiler , dünyadaki hizmetkarlarının “Cthulhu Mezhebi” üyelerinin yardımıyla bizim boyutumuza geçmeyi, bir zamanlar yıldızlardan gelerek yerleştikleri dünyayı insanlardan geri almayı planlamaktadırlar. Bunu başarmak içinse ellerine küçücük bir fırsat geçmesi yeterlidir. O zaman okyanus dibindeki batık şehir R’yleh’de uyumakta olan yüce rahip ölü Cthulhu, kaosun kör, bilinçsiz tanrısı Azatoth ve yandaşı Yog Sothot, bin evlatlı keçi Shub Niggurath, sürünen kaos Nyarlathotep ve diğerleri dünyayı deliliğe ve alevlere boğacak, bir zamanlar sahip oldukları görkemi yeniden canlandıracaklardır.

Lovecraft bir de “Deli Arap Abdul Alhazred” tarafından 8, yüzyılda yazılmış büyü kitabından, Necronomicon’dan bahsetmektedir. Söylenin diğer kısımları gibi bu kitap da bütünüyle yazarın hayal gücünün ürünüdür. Ancak Lovecraft’ın ne denli başarılı ve ikna gücü yüksek bir ayzar olduğu ölümünden sonra ortaya çıkmış, pek çok kişi “Cthulhu Mezhebi”nin varlığına ve bu söylentinin gerçekliğine yürekten inanarak toplantılar yapmış ve dernekler kurmuşlardır. Hatta günümüzde büyük olasılıkla bir ya da birden fazla “Cthulhu Mezhebi” vardır. Temelini Lovecraft’ın attığı ve ülkemizde bile gerçekliğine ölümcül bir ciddiyetle inanan kişilerin var olduğu bir söylenin dehşet verici tanrılarına hizmet etmeyi amaçlayan bir mezheptir bu. Lovecraft’ın kağıt üzerindeki evreni öylesine ciddiye alındı ki, Necronomicon olduğu idda edilen kitaplar ortada dolaşıyor. Bu kitapta eski Anadolu uygarlıklarının da “Cthulhu”ya taptığı idda edilmiş ve eski dillerde pek çok büyü yer alıyor.



Ve son bir not, yazarın “Herbert West – Diriltici” öyküsü geçtiğimiz yıllarda filme alındı.


 Gender:Female OfflineOmerta kişisel galerisiKullanıcı bilgilerini gösterKişisel mesaj gönder
diSHEkaos
Moderator
Moderator



Kayıt: 20.01.2008
Mesajlar: 716

turkey.gif
MesajTarih: Per Tem 03, 2008 20:10  Mesaj konusu:  (Başlık yok) Alıntıyla Cevap GönderSayfa SonuBaşa dön

Gotik, on sekizinci yüzyılın ortalarından itibaren popüler bir tür olarak ortaya çıktığından beri, saygın edebiyat sınıfına dahil edilmese de varlığını değişen zamana karşı çıkarak sürdürdü. Fransız devrimi gibi toplumsal değişikliklerin ve köklü sosyal hareketlerin yaşandığı bir dönemde korkunç hayaletler, gizemli şatolar, doğaüstü ve şeytani güçler, tutku ve şehvetin aşırılıkları ile dolu bir anlatının ortaya çıkması ilk bakışta şaşkınlık uyandırsa da, Aydınlanmayı reddedip Ortaçağın karanlık ve batıl inanışlarına dönüş olarak bakıldığında değişikliğe direnme ve muhafazakârlık olarak görülebilir.
Gotik romanların ilk örnekleri arasında temelde romans olan, yanı sıra korku ve dehşet öğeleri de barındıranlar çoğunlukta. Korku öğeleri denince de Ortaçağın ezici dinî baskısının körüklediği şeytanî güçler, öte dünyadan gelip bu dünyadakileri etkileri altına alan hayaletler, ruhlar, cadılar ve büyücüler bir çırpıda sayılabiliyor. Kötü güçlerin etkisi altına giren insanlar toplum düzeninin izin vermediği her tür çılgınlığı ve aşırılığı yapıyorlar: kendi kardeşleriyle yatıyor, ölüler ve canavarlarla sevişiyor, ölümcül günahların hepsini işliyorlar, sonuçta da kötüler cezalarını buluyor, bazen dünyevî bazen de uhrevî bir güç tarafından hadleri bildiriliyor. Bu temelde romantik ve eğlendirici ama aynı zamanda gizemli ve tahrik edici üslûp, türün yazar ve okuyucuları arasında kadınların çok olmasının nedenini de açıklıyor.
Gotik edebiyatın vatanı olarak Kuzey Avrupa görülüyor, ama ücra ve rüzgârlı tepelerde inşa edilmiş şatoları, hayalet söylenceleri, karanlık ve kasvetli atmosferiyle İngiltere'nin ve İskoçya'nın bu türdeki yeri ayrı. Yazarlar Kuzey Avrupalı olunca gizem de Avrupanın güneyine iniyor, Gotik romansların mekânı çoğunlukla Akdeniz ülkeleri... Türün en çok referans verilen ürünü Frankenstein'ın İngiliz Shelley'lerin İtalya'daki evlerinde Lord Byron'ın da hazır bulunduğu gece sohbetleri sırasında doğmuş olmasınaysa diyecek bir şey yok!
Gotik her zaman yerleşik düzene ve ahlâk kurallarına karşı çıkmaktan, aşırıya varmaktan, abartmaktan, kısaca "ileri gitmek"ten yana olmuş. 18. yüzyılın sonlarında yayınlanan The Monk'un (Keşiş) yarattığı skandal bu ileri gidişin kanıtı. Keşiş - bir romans başlığıyla yayımlanan kitapta, cemaati tarafından abartıya varan bir hayranlıkla, neredeyse bir tanrı gibi sevilen ve saygı duyulan bir keşişin kapıldığı hırs ve şehvetle yapıp ettikleri, özellikle eleştirmenleri hezeyana sürüklemişti. 7 Haziran 1796 tarihli The British Critic'de şöyle deniyor: "Şehvet, cinayet, ensest ve insan doğasını lekeleyen her tür vahşet mazeret üretmeye olanak bırakmadan bir araya getirilmiş. Özür niyetine genel ve çok pratik bir ahlâk anlayışı var: Büyü ve sihirle uğraşmaya gerek yok, şeytan eninde sonunda sizi ele geçirecek! Parlak yeteneklerin bu tür felaketler üretmekte kullanıldığını görmek bizi üzüyor."
Gerçi bütün Gotik eserler bu tür eleştirilerle karşılanmadı, azınlıkta olsalar da Gotiğin altın çağının yazarları Ann Radcliffe ve Horace Walpole'ün eserleri hem eleştirmenlerin hem de okuyucuların zevkine hitap ediyordu. Özellikle Radcliffe'in eserleri hem çok okundu hem de bolca taklit edildi, Radcliffe ise çok okunan bir yazar olarak kalemiyle para kazanma ayrıcalığına sahip olmuştu. Elbette bunda yazarın Gotik unsurları sosyal düzeni güçlendirmeye uygun dozda kullanması, hikâyelerinin temelde 'erdem ve sadakati güçlendirme' amaçlı dersler mahiyetinde romantik metinler olması önemli bir etken.
Gotik etkiler, bu türe doğrudan dahil edilmeyen Uğultulu Tepeler ya da Jane Eyre gibi romantik dönem eserlerinde de boy gösteriyor. Medeniyetten uzak eski malikaneler, çeşitli egzotik ülkelerden gelme eşyalarla dolu yüksek tavanlı loş salonlar, gizli geçitlerle dolu uzun koridorların romantik Gotik tarzından kasvetli gri şatoların, örümcek ağlarıyla kaplı soğuk mahzenlerin, iğrenç sürüngenlerle dolu yeraltı geçitlerinin korku Gotiğine uzanan çeşitlilikte mekânlar Gotiğin vazgeçilmez unsurları. Bu heybetli ama karanlık, büyük ama gizemli, terkedilmiş görünen ama doğaüstü varlıklarla dolu yapılar, içlerinde yaşayanların iç dünyalarını yansıtıyor ve davranışlarını belirliyor. Uğultulu Tepeler'in Heathcliff'i romanın kadın kahramanı için bir arzu nesnesiyse de, bize anlatılan özellikleri canavarımsı, vahşi bir hayvanı andıran, kaba saba birini getirir gözler önüne, tıpkı kayalıkların üstünde tek başına rüzgârlara karşı dikilen malikanesi gibi... Bu mekânlar içlerindeki ahlâk dışı, garip ve olağanüstü olaylar devam ettiği sürece ayaktadırlar çoğu zaman. Gülün Adı'nda ya da Jane Eyre'da olduğu gibi gizem çözülüp düzen yeniden sağlanırken yakılıp yıkılıp giderler. Bu noktada Gotik anlatıların çift taraflı olduğu görülebilir: Toplumsal düzene, dinî inanışlara ya da adetlere karşı, aykırı, acayip ve tutarsız olaylar dizisi çoğunlukla kahramanların doğru yola dönmeleri ile son bulur. Böylece otorite yeniden sağlanmış, toplum düzeni de korunmuş olur. Ama anlatı her çeşit aşırılığı ve canavarlığı hoş gören bir yoldan gelerek varmıştır bu sonuca.
Canavarlar ve şeytanî güçlerin zamanla şekil değiştirmesine de şaşırmamak gerek, 18 yy.'ın hayaletleri, lanetleri ve şatoları, endüstri devrimiyle birlikte 19 yy.'da laboratuvarlarda yaratılan insanlara, bilimin karanlık ürünlerine ve bilimadamlarına dönüştü. Tutuculuk bu sefer bilime ve teknolojiye karşı direnmeye başlamıştı. Dr. Jekyll ve Mr Hyde, geliştirdiği ilacı kendi üzerinde denediğinde saygın kişiliğinden sıyrılıp bir suçluya dönüşen Dr. Jekyll ve ikinci kişiliği Mr. Hyde'ın öyküsü. Bastırılmış vahşet ve cinsellik dürtüleri ortaya çıkan doktor, bunlarla başetmekte zorlanır ve doğanın ilahî dengesini bozduğu için de ölümle cezalandırılır. Bir başka çılgın bilimadamı öyküsü, tıpkı Dr. Frankenstein gibi canavarı kendi laboratuvarında yaratan ve Tanrı tarafından cezalandırılan haddini bilmez bir bilimadamı...
19 yy.'ın meşhur detektifi Sherlock Holmes'un maceralarında da Gotik birçok öğe olduğunu düşünmüyor musunuz? Öncelikle mantıkla çözülemez göründüğü için gizemli güçlere atfedilen cinayet ve suçlar, Holmes'ün keskin zekası ve garip öngörüsü ile egzotik Doğu kaynaklı bir zehire, dilsiz bir köleye ya da Afrika kökenli bir büyüye bağlanır. Ama Holmes'ün neredeyse hastalıklı mantığı cinayetlerin uyandırdığı korku ve dehşet hissini yok etmeye yetmez. A. C. Doyle mantığın yılmaz savunucusu kahramanını en doğaüstü görünümlü maceralara atarken, yalnızca bilimin yanılmazlığını mı kanıtlamaya çalışmıştır?
20 yy.'da ise korkutucu gelen artık doğaüstü güçler değil, teknolojinin insanın ruh-beden bütünlüğü üzerindeki etkisi. Teknoloji, sağladığı düzen, denetim ve otoriteyle esas tehdit kaynağı halini almış durumda. Artık öbür dünyadan gelen ne idüğü belirsiz yaratıklardan değil, kendi elimizle yarattığımız ve beslediğimiz dünya düzeninin baskısından, her an her yerde izlenmekten korkuyoruz.

Kafka Değişim'i yazarken bireyin sosyal düzen karşısında gerileyip çatlamasını, Dava'da yasa ve devlet düzeninin insanı nasıl doğaüstü bir güç gibi kıskıvrak yakaladığını, tam bir Gotik anlayış taşıyan Şato'daysa otorite figürünün çözümsüz bilinmezliğini ele alıyordu. Kafka'nın eserlerindeki korku ve dehşetin, türün belirleyicilerinden Edgar Alan Poe'nun canavar gorilinden ya da ölümcül sarkacından daha az etkili olduğunu kim söyleyebilir?
Tüm bunlara bakıp artık Gotik anlatılar kalmadığını düşünüyorsanız çok da haksız sayılmazsınız. Her zaman popüler kültürden beslenen Gotik, terketmek üzere olduğumuz yüzyılda sinema ile yeni bir aktarım kanalı edindi ve Gotik romanlar sinemanın ilk günlerinden bu yana hep ilgi gördü. Ama Boris Karloff'un 30'larda canlandırdığı canavarı ile 90'larda Robert de Niro tarafından ete kemiğe büründürülen arasında ciddi farklar olduğu da bir gerçek. İkincisi bir bakışta daha ürkütücü görünse de, birincinin soğuk, mesafeli ve tamamen yabancı haline sahip değil. Fazla insanî, fazla dünyevî. Değişen sadece Mary Shelley'in canavarı değil, Bram Stoker'ın Kont Dracula'sı da bu değişimden payını alıyor. Tıpkı Coppola'nın filmindeki aşkı için her şeyi göze alan tutkulu Dracula gibi. Aşırılıkları, düzen dışılıkları ve gariplikleri törpülenmiş, neredeyse bu dünyaya ait olmak için uğraşan yaratıklara dönüşmüş durumdalar. Onlardan korkmuyor, acıyoruz. Onlara gülmüyor, bakıyor ve anlayış gösteriyoruz. Ne kadar romana sadık kalındığı iddia edilse de, bu uyarlamaların orijinal dehşet duygusunu daha insani duygularla değiştirdiği açık.

Korkuya ya da romansa fazla kaymadan, ürperti ve tutkuyu kararında tutarak herkese uygun hale gelen sinemasal Gotik tarzın bir başka örneği ise, Gotik yönetmen sıfatını hiç şüphesiz hakeden Tim Burton tarafından çekilen Edward Scissorhands (Makas Eller). Çılgın bir bilimadamı tarafından yaratılan Edward son derece naif karakteriyle Dr. Frankenstein'ın hedeflediği adam! Ama yaratıcısı onu tamamlayamadan ölünce koca şatoda (başka nerde olabilirdi?) tek başına kalıyor, bir gün satıcı bir kadın tarafından bulunana kadar. Ama ellerinin yerinde makaslar olan Edward ne kadar insancıl olsa da (hem âşık olup, hem de herkes tarafından sevilen biri haline gelmeyi başarıyor) yine de Frankenstein'ın canavarı gibi ebedî yalnızlığa mahkumdur.
Gotik anlatıda aşırılıkla birlikte ortaya çıkan gülme tepkisinin komedi filmlerinde kullanılması da evcilleşen Gotik için bir örnek. Bu tür filmlerde, Gotik romanları okurken hissedilen garip korku hissine eşlik eden biraz sinirli bir gülme yerine düpedüz neşe var. Gotik canavarlar, cadılar ve yaratıklarla dalga geçilen Addams Ailesi bu anlayışın en popüler örneği.
Neyse ki Gotik anlayışı taşıyan ve başarıyla sürdüren başka bir tür var: bilimkurgu. Gotiğin geçmişe referans vererek yaptığını bilimkurgu geleceği göstererek yapıyor. "Şimdi" hakkında başka bir zamandan bahsetmenin rahatlığıyla fikir yürütmek, zamanı zemini belirsiz bir çağda özgürce hayal kurabilmek bilimkurguyu bugünün zincirlerden kurtarıyor. Tıpkı mantığı ortadan kaldırarak Gotik anlatıyı mümkün kılan, denetlenemeyen doğaüstü güçler gibi...
Karanlık bir gelecek düşlemek, geçmişin canavarlarını makinelere, hayaletlerini holografik görüntülere, çılgın bilim adamlarını yeni çılgın bilim adamlarına dönüştürüyor. Türün öne çıkan örneklerinden Neuromancer'ın bilgisayarlara bağımlı insanları, uyuşturucu ve vahşet içinde yaşayan toplulukları ile nöral ağlar, Gotik edebiyatın dinden çıkmış, doğaüstü güçlerin etkisine girmiş kahramanları ve bir şatonun gizli geçitlerinin aldığı yeni biçimler.
19 yy.'da Doğu, Batının korku ve arzularını yansıttığı bilinmez bir diyarken, 20 yy. sonlarında yerini başka gezegenlere ve kıyamet sonrası Kaotik Dünya'sına bırakmış durumda. Gotik edebiyatın doğudan gelen kötücül karakterlerinin ve yaratıklarının yerini, dünya dışı varlıklar ya da makineler aldı.
Philip K. Dick'in kaleminden çıkan Do Androids Dream Of Electric Sheep'den uyarlanan bilimkurgu sinemasının başyapıtlarından Bıçak Sırtı (Blade Runner) sürekli karanlık ve yağmurlu atmosferi, Frankenstein'da olduğu gibi kendilerini yaratanla yüzleşmek için geri dönen androidleriyle özünde fena halde Gotik.
Makineler tarafından iradesi elinden alınmış insan ırkının karanlık geleceğini öngören ve kurtuluşun "inanç" beslemekte olduğunu söyleyen tipik bir Gotik anlatı örneği de çok yakın tarihli Matrix filmi.
Yine de Gotik edebiyatın tamamen terkedildiğini söylemek doğru olmaz, fantastik edebiyat diye adlandırılan türde eser veren yazarların çoğu Gotik edebiyatın unsurlarını kullanıyor. Tolkien'ın Yüzüklerin Efendisi'nde düşlediği dünya, teknoloji karşıtı ve geçmişe dönük. Çok satarların en çok satanı Stephen King'in Medyum'u (The Shining) ıssız bir otelde bir süre önce işlenen korkunç cinayetlerin, bekçi olarak kalan ailenin babasını nasıl çıldırttığı üzerine tam bir korku abidesi. Eco'nun Gülün Adı'sıysa doğrudan Ortaçağa dönüyor ve bir manastırda işlenen gizemli cinayetleri Holmesvari bir din adamına çözdürüyor.
Doğrudan Gotik olarak adlandırılan hikayeler yazan H. P. Lovecraft'ı da unutmamak gerek. Türkçede sadece Mitos tarafından basılan Gotik Öyküler isimli tek bir seçkiyle okunabilen Lovecraft türün kararlı takipçilerinin baştacı. Lovecraft'ın hikâyeleri ürkünç ve dehşet verici kaynağı bilinmez güçleri, insanın doğa karşısındaki çaresizliği gibi karanlık konuları işliyor.
Oscar Wilde'ın Dorian Gray'in Portresi'nden Iris Murdoch'un Tek Boynuzlu At ve Melekler Zamanı'na, Goethe'nin Faust'una kadar sınırları genişletilebilen, romansdan korkuya çeşitlemeleri bulunan Gotik anlatının temel formülü, 1797 tarihinde yazarı bilinmeyen şu sözlerin kaleme alındığı günlerden bu yana yine de pek değişmedi:


"Yarısı harabe haline gelmiş eski bir şato al,
Bazıları gizli, bir sürü kapısı olan uzun bir koridor.
Üç tane yeni ceset.
Sandık ve mengenelerde bir sürü iskelet...
Hepsini karıştır, bir kaplıcada yatağa gitmeden önce üç cilt olarak alınacak şekilde."

Not: Alıntıdır.


 Gender:Female OfflinediSHEkaos kişisel galerisiKullanıcı bilgilerini gösterKişisel mesaj gönder
DeaTh_MaTRock
-=Forum Tazesi=-
-=Forum Tazesi=-


Age: 19
Kayıt: 13.01.2008
Mesajlar: 12
Şehir: ''İsTaNßuL''
turkey.gif
MesajTarih: Per Tem 03, 2008 21:21  Mesaj konusu:  (Başlık yok) Alıntıyla Cevap GönderSayfa SonuBaşa dön

paylasım ıcın saoll;)

_________________
† Rock;HayaT FeLséFéM...!!xD † HipéROCKtif † YüXéXéS † JaCk †Shé's A RebeL† ' æGoİsT '

Oğlak Gender:Male OfflineDeaTh_MaTRock kişisel galerisiKullanıcı bilgilerini gösterKişisel mesaj gönderE-Posta gönderMSNM
Mesajları göster:      
Yeni Başlık GönderCevap Gönder  

Sonraki başlık »
« Önceki başlık
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu foruma eklenti gönderemezsiniz
Bu forumdan eklenti indiremezsiniz
Rock | Metal | Heavy Metal | Black Metal | Death Metal | Doom Metal
kurye | evden eve nakliyat
Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.
Copyright © 2007 RockDream.Net

phpBB © 2001-8 phpBB GroupSite Haritası RSS Sitemap